| 1. | 2023-1 Cilt Tüm Dergi 2023-1 Vol Full Printed Journal Sayfa I |
| 2. | Kapak Cover Sayfa II |
| 3. | İçindekiler Contents Sayfa III |
| ÖZGÜN ARAŞTIRMA | |
| 4. | Silika Jel Eklenmiş ProRoot Mineral Trioksit Agregatının Çeşitli Özelliklerinin İncelenmesi The Effect of Silica Gel Addition on Selected Properties of ProRoot Mineral Trioxide Aggregate Ayşe Karadayı, Fatıma Betül Baştürk, Dilek Türkaydın, Sanjay Miglanidoi: 10.5505/yeditepe.2023.32848 Sayfalar 4 - 9 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmamızın amacı, diş hekimliği pratiğinde sıklıkla kullanılan Mineral Trioksit Agregatı (MTA)'nın atmosferik nemle etkileşime girdiğinde fiziksel ve kimyasal özelliklerinde meydana gelen değişikliklerin incelenmesidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada kullanılan malzeme 0,5 gramlık ProRoot MTA (Dentsply Maillefer, İsviçre) paketleridir. Kontrol grubu olarak paketi yeni açılmış MTA kullanılmıştır. Deney gruplarında paketi 10 saniye açık bırakıldıktan sonra kapatılmış ve 1 ay bekletilmiş ProRoot MTA veya paketi her açıldığında 10 saniye açık kalacak şekilde, toplamda 2 kez açılıp kapatılmış ve 1 ay bekletilmiş ProRoot MTA kullanılmştır. Bu deney gruplarının yarısına paket ilk açıldığı an silika jel yerleştirilmiştir. Bu çalışmada incelenen fiziksel parametre push-out bağlanma dayanımı, kimyasal parametre ise X-Işını Kırınım (XRD) analizidir. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Grupların push-out bağlanma dayanımı değerleri birbirinden anlamlı derecede farklı bulunmuştur. PS1 grubu ortalaması, P1 ve P2 gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p=0,036 < 0,05, p=0,014 < 0,05). Yapılan XRD analizinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Açılıp kapatılan paketlerdeki MTA’nın bağlanma dayanımı olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu durum MTA'nın atmosferik nemden etkilendiğini göstermektedir. XRD sonuçlarına göre silika jel eklenmesinin materyalin kimyasal özelliklerini etkilemediği düşünülürse, MTA paketlerinin içerisine konularak raf ömrünün uzatılması önerilebilir. |
| 5. | İstanbul’da yaşayan bir grup çocuğun büyük azı-kesici hipomineralizasyonu gözlenen dişlerinde lezyon dağılım ve karakteristiklerinin değerlendirilmesi The evaluation of lesion distribution and characteristics in teeth with molar-incisor hypomineralization of a group of children living in Istanbul Berkant Sezer, Nihan Tuğcu, Cansu Çalışkan, Başak Durmuş, Betül Kargüldoi: 10.5505/yeditepe.2023.14238 Sayfalar 10 - 16 GİRİŞ ve AMAÇ: Büyük azı-kesici hipomineralizasyonu (BAKH), etkilenen dişlerde beyaz/krem rengi ve/veya sarı/kahverengi sınırlı opasiteler, sürme sonrası mine yıkımı, atipik çürük ve restorasyonların izlendiği gelişimsel bir mine defektidir. Bu çalışmanın amacı, BAKH gözlenen dişlerde lezyon dağılım ve karakteristiklerinin değerlendirilmesidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya dahil edilen BAKH tanısı konulan 8-12 yaşları arasındaki 70 hastanın 542 adet dişi Avrupa Çocuk Dişhekimliği Akademisi kriterlerine göre değerlendirilerek, lezyonların dağılım ve karakteristikleri ile farklı dişlerde kombine biçimde gözlenen defektler belirlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi, yaş ile etkilenen diş sayısı arasındaki ilişkinin tespitinde Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Tüm dişlerde %64,2 oranında BAKH’ye bağlı defektler gözlenirken, büyük azı dişlerin etkilenme oranı %85,7, kesici dişlerin etkilenme oranı %53,9 olarak bulunmuştur. En çok etkilenen diş %91,4 oranla sol alt birinci büyük azı diş iken, en az etkilenen diş %41,4 oranla sol alt santral kesici diştir. Lezyon karakteristikleri açısından kesici dişlerde en sık beyaz/ krem rengi opasiteler, büyük azı dişlerde atipik çürükler gözlenmiştir. Hastaların %67,1’inde tüm büyük azı dişlerde lezyon tespit edilmiştir. Yaş ile etkilenen büyük azı diş sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon gözlenmezken (p=0,686), kesici diş ve toplam etkilenen diş sayısı ile yaş arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir (sırasıyla, p=0,003 ve p=0,004). TARTIŞMA ve SONUÇ: BAKH’nin lezyon dağılım ve karakteristikleri bireyler ve etkilenen dişler arasında değişiklik göstermektedir. |
| 6. | Periodontal Hastalık İle Uyku Süresi Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Evaluatıon of The Relationship Between Perıodontal Dısease And Sleep Duratıon Ahu Dikilitaş, Şehrazat Evirgen, Fatih Karaaslan, Emine Nur Köroğludoi: 10.5505/yeditepe.2023.12599 Sayfalar 17 - 24 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı periodontal hastalık ile uyku süresi arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, demografik bilgiler ve uyku süresi ile ilgili soruları içeren bir veri toplama formu ve klinik muayeneden oluştu. 08.12.2020 tarihi ile 15.03.2021 tarihleri arasında fakültemize başvuran 194 hasta 2017 Dünya Çalıştayına göre teşhis edildi ve sınıflandırıldı. Klinik periodontal değerlendirmede tüm ağız plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondalamada kanama indeksi (SKİ), sondlanan cep derinliği (SCD) ve klinik ataşman kaybı (KAK) ölçüldü. Bütün periodontal ölçümler kalibre bir periodontist tarafından (AD) periodontal sond (Williams, Hu-Friedy, Chicago, IL) ile yapıldı. Bireyler bozulmamış periodonsiyumda klinik gingival sağlık (S-GS), gingivitis (G), azalmış periodonsiyumda klinik gingival sağlık (A-GS), gingival enflamasyon ile beraber görülen azalmış periodonsiyum (A-GE) ve periodontitis (P) olarak gruplandırıldı. Periodontitis hastaları ise kendi içinde evre ve derecelerine göre gruplandırıldı. İstatiksel değerlendirme için Ki kare, Kruskal- Wallis testi, Mann-Whitney U, ve Lojistik regresyon testleri kullanıldı. BULGULAR: Yaşları 18-71 arasında değişen bireylerin ortalama yaşı 41,23± 13,51'dır. Toplam 194 bireyin 64’ü erkek, 130’u kadındır. S-GS bireylere ait ortalama uyku süresi (7,67), A-GS, A-GE ve P gruplarında yer alan bireylere ait ortalama uyku sürelerinden (7,05- 7,05-7,17) anlamlı derecede yüksektir (p=0,017). Ayrıca G grubunda yer alan katılımcılara ait ortalama uyku süresi (7,72), A-GS, A-GE ve P gruplarında yer alan katılımcılara ait ortalama uyku sürelerinden (7,05- 7,05- 7,17) anlamlı derecede yüksektir (p=0,017). Periodontitise sahip bireylerin sayısı 66’dır. Periodontitise sahip bireylerin ortalama uyku süresi açısından evreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p=0,049). Dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p=0,392). TARTIŞMA ve SONUÇ: Periodontal sağlıklı bireylere ait ortalama uyku süreleri periodontal hastalıklı bireylerden yüksektir. Kısa uyku süresinin periodontitis ile ilişkili olduğu görülmüştür. Uyku süresinin ideal olması periodontitis için önleyici ve tedavi edici yaklaşımlarda yer alabilir. |
| 7. | Kalsiyum sillikat esaslı materyallerin farklı yapılardaki dentin mikrosertliğine etkisi The effect of calcium silicate-based materials on the microhardness of different dentin structures Huriye Sena Gökgöz, Cihan Küden, Oğuz Yoldaşdoi: 10.5505/yeditepe.2023.09327 Sayfalar 25 - 30 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, kalsiyum silikat esaslı MTA ve Endosequence BC materyallerinin kanal içinde ve dentin yüzeyinde meydana getirdiği mikrosertlik değişiminin incelenmesidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada 100 adet çekilmiş çürüksüz (50 premolar, 50 üçüncü molar) insan dişi kullanıldı. Premolar diş köklerinin ve molar diş kronlarının orta üçlüsünden 2 mm kalınlığında kesitler elde edildi. Kesitlerin başlangıç Knoop sertlik değerleri kadedildi. Kesitler rasgele 6 gruba ayrıldı. Grup PEBC: Premolar diş kesitlerinin kök kanalı içerisine Endosequence BC uygulandı. Grup MEBC. Molar diş kesitlerin dentin yüzeyine Endosequence BC uygulandı. Grup MMTA: Molar diş kesitlerinin dentin yüzeyine MTA uygulandı. Grup PMTA: Premolar diş kesitlerinin kök kanalı içerisine MTA uygulandı. Grup PK ve Grup MK: Materyal uygulanmayan premolar ve molar diş kesitleri kontrol grubu olarak belirlendi. 21 gün 37°C de bekletilen örnekler etüvden çıkarılarak sertlik ölçümleri tekrarlandı. ANOVA ve Scheffe post hoc testi ile gruplar arasındaki anlamlı fark %95 anlamlılık düzeyinde analiz edilmiştir. BULGULAR: Her iki materyal kontrol gruplarına göre anlamlı derecede dentin sertlik azalmasına yol açmıştır (p <.05). Materyallerin dentin yüzeyine uygulanması kök kanal içerisine uygulanmasına göre her iki materyal için önemli derecede sertlik değişimine neden olmuştur (p <.05). TARTIŞMA ve SONUÇ: MTA ve Endosequence BC materyalleri dentin sertliğini azaltmıştır. |
| 8. | Kamuflaj ve ortognatik cerrahi ile tedavi edilen sınır sınıf ııı vakalarda çekicilik algısının ortodontistler, oral cerrahlar ve meslekten olmayan bireyler arasında karşılaştırılması Comparison of perception of attractiveness in borderline class ııı cases treated with camouflage and orthognathic surgery among orthodontists, oral surgeons, and lay people Elif Dilara Şeker, Berza Yılmaz, Fatma Betül Yücel, Deniz Yenidünyadoi: 10.5505/yeditepe.2023.04557 Sayfalar 31 - 37 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, ortodontik kamuflaj ve ortognatik cerrahiyle tedavi edilmiş benzer iskeletsel anomaliye sahip hastaların yumuşak doku profillerinin, ortodontistler, oral cerrahlar ve meslekten olmayan bireyler tarafından değerlendirilmesi ve estetik algı farklılıklarının incelenmesidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip, ortodontik kamuflaj (9 kadın hasta) ve ortognatik cerrahi (9 kadın hasta) ile tedavi edilmiş hastaların Adobe Photoshop programı kullanılarak karartılmış profil siluetleri kullanılmıştır. 75 ortodontist, 47 cerrah ve 219 meslekten olmayan birey olmak üzere toplamda 341 kişiden oluşan katılımcılar oluşturulan siluetleri 1 ile 10 arasında ayarlanmış bir VAS skalası kullanarak değerlendirmiştir. Ayrıca katılımcılardan tüm görseller arasından en itici ve en çekici profilleri seçmeleri istenmiştir. BULGULAR: Her bir grup kamuflaj hastalarını ortognatik cerrahi hastalarından daha düşük skorlamıştır. Bununla birlikte meslekten olmayan bireyler profilleri klinisyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha az çekici bulmuşlardır (p<0.05). Tüm katılımcıların en itici olarak değerlendirdikleri profil kamuflaj hastalarından belirgin çene ucu protrüzyonunun olduğu profiller olurken, en çekici bulunan profil için de tüm gruplar benzer seçimler yapmışlardır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Tüm gruplar ortognatik cerrahi geçirmiş hastaların yumuşak doku profil siluetlerini, kamuflaj tedavisine kıyasla daha çekici olarak algılanırken, meslekten olmayan bireyler hem kamuflaj hem de cerrahi hastalarına ait profilleri klinisyenlere kıyasla anlamlı şekilde daha az çekici bulmuşlardır. |
| 9. | Sinterizasyon prosedürünün monolitik zirkonyanın optik özelliklerine ve dayanımına etkisi Effect of sintering procedure on optical properties and strength of monolithic zirconia Haydar Albayrak, Ravza Eraslandoi: 10.5505/yeditepe.2023.53254 Sayfalar 38 - 45 GİRİŞ ve AMAÇ: Farklı sinterizasyon prosedürlerinin farklı kalınlıklardaki monolitik zirkonun (MZ) optik özelliklerine etkisini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı sinterizasyon prosedürü ve kalınlığın MZ’nin translusensi, opalesans ve biaksiyel kırma dayanımına (BKD) etkisini değerlendirmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Disk şeklinde 40 adet örnek presinterize zirkonya bloktan kazınmış ve kalınlıklarına göre (0,6 ve 1,2 mm) iki gruba (n=20) ayrılmıştır. Her bir gruptaki numuneler standart (S) ve hızlı (H) prosedürlere göre sinterize edilerek alt gruplara (n=10) ayrılmıştır: Standart 0,6mm, standart 1,2mm, hızlı 0,6mm, hızlı 1,2mm. Ardından her bir numunenin kontrast oranı (KO) ve opalesans parametresi (OP) hesaplandı. Optik özelliklere ait veriler 2-yönlü varyans analiziyle (α=0,05), BKD verileri aynı kalınlık grubu içerisinde bağımsız örneklerde t testleri ile karşılaştırıldı (α=0,05). BULGULAR: KO ve OP üzerinde kalınlığın ve sinterizasyonun etkisi istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Grup-1,2’nin KO (0,72±0,1; p<0,001) ve OP (3,28±0,16; p<0,001) değerleri grup- 0,6’ya (KO=0,62±0,02; OP=3,06±0,2) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Hızlı sinterize edilmiş tüm örneklerin KO (0,66±0,06; p<0,001) ve OP (3,12±0,25; p<0,05)’si standart sinterize edilmiş tüm örneklere (KO=0,68±0,05; OP=3,22±0,13) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Grup S-1,2 ile H-1,2’nin BKD değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p=0,309). TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sınırları içerisinde, kalınlığın translüsensi üzerindeki etkisi çıplak gözle algılanabilirken, sinterizasyon prosedürünün ektisi algılanamaz. 0,6 mm’lik kalınlıkta hazırlanan MZ restorasyonların standart prosedürle sinterlenmesi önerilir. |
| 10. | Farklı estetik kompozit rezinlerin renk stabilitesi ve su emilimlerinin incelenmesi The investigation of color stability and water absorption of different aesthetic composite resins Begüm Evran, Elif Pınar Bakırdoi: 10.5505/yeditepe.2023.09709 Sayfalar 46 - 52 GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırmalara göre, kabul edilemez renklenmeler anterior kompozit restorasyonların değiştirilmesinin en büyük nedenleri arasındadır. Renk değişiminin önlenmesi, restorasyonların uzun ömürlü olması açısından çok önemlidir. Bu çalışmadaki amaç, anterior bölgede kullanılan kompozit rezinleri, renk değişimi ve su emilimi açısından karşılaştırarak değerlendirmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda nanohibrit, nanofil, mikrofil, mkrofil hibrit dolduruculu, ormoser ve giomer olmak üzere 9 farklı kopmozit kullanıldı. Her materyalden 40, toplam 360 örnek hazırlandı. İki mm derinliğinde 10 mm çapında teflon kalıplara kompozit rezinler yerleştirildi, LED ışık kaynağı (Guilin Med. Ins., Çin) kullanılarak üretici firmanın önerileri doğrultusunda polimerize edildi. Bitirme (Soflex, 3M, Almanya) ve cila (Kompozit Cila Lastiği, Kenda, Tayvan) işlemleri uygulandı. Renk stabilitesi için örnekler 37°C'lik distile suda 24 saat bekletildi, ilk renk ölçümleri VITA Easyshade® V (VITA Zahnfabrik, Almanya) kullanılarak yapıldı. Ardından her materyalden 10 örnek içerecek şekilde gruplandırılan materyaller; çay, kahve ve distile suya daldırıldı. Su emilimi için, her materyalden 10 adet örneğin ağırlığı hassas terazi ile ölçüldü. Tüm örneklerin renk ve ağırlık ölçümleri 1 gün, 1 hafta, 1 ay ve 6 ay sonunda tekrarlandı. İstatistiksel yöntem olarak Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanıldı. BULGULAR: Renk stabilitesi açısından her ölçümde materyaller arasında anlamlı fark (p<0,05) olduğu saptandı. Farklı doldurucu içerikli kompzitlerin renk stabiliteleri arasında anlamlı fark (p<0,05) olduğu belirlendi. Farklı doldurucu içerikli materyaller arasında su emilimi açısından anlamlı fark olduğu (P=0,0000) tespit edildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Her kompozit rezinin renk stabilitesi ve su emiliminin anlamlı derecede farklı olduğu belirlendi. Su emilimi ve renklenme arasında, literatürde farklı sonuçlar da bulunmasına rağmen, pek çok çalışmayı destekleyecek şekilde doğrudan bir ilişki kurulamayacağı sonucuna varıldı. |
| 11. | İlaca Bağlı Çene Kemiği Osteonekrozu Modelinde Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü Ekspresyonunun İmmünhistokimyasal Olarak İncelenmesi Immunohistochemical Investigation of Vascular Endothelial Growth Factor Expression in Medication-Related Osteonecrosis of the Jaw Gül Merve Yalçın Ülker, Alev Cumbul, Gonca Duygu, Ünal Uslu, Mehmet Kemal Şençiftdoi: 10.5505/yeditepe.2023.48991 Sayfalar 53 - 59 GİRİŞ ve AMAÇ: Bifosfonatlar (BP) kemikte anjiogenezis ve neovaskülarizasyon olaylarında değişiklilere neden olarak, ilaca bağlı çene kemiği osteonekrozunda (İÇKON) bu durumun etkili olduğu düşünülmektedir. Pamidronat ve zoledronat (ZA) tedavilerinin kan serumunda vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) seviyelerinde azalmaya sebep olduğu bilinmektedir. Bu deneysel çalışmanın amacı BP uygunlanmış sıçanlarda oluşturulan osteonekroz modelinde kemikte VEGF ekspresyonu seviyesinin immünhistokimyasal yöntemler ile incelenmesidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda osteonekroz modeli oluşturmak amacı ile dişi Sprague-Dawley sıçanlara (n = 14) 8 hafta boyunca ZA enjeksiyonu yapılmıştır. Bu sürenin sonunda sıçanların sol alt ikinci molarları çekilmiş ve sakrifikasyon öncesinde 8 hafta daha beklenmiştir. İmmünhistokimyasal boyama sonrasında VEGF ekspresyonu, dağılım ve yoğunluk açısından değerlendirilmiştir. Enflamasyonun değerlendirilmesi planlanan dokular da Hematokisilin&Eozin ile boyanmıştır. BULGULAR: Kontrol grubu ile deney grubu (ZA) VEGF ekspresyonu açısından karşılaştırıldıklarında ZA grubunda dağılım ve yoğunluk kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksektir (49,73 ± 1,222/13,27 ± 0,279; P < 0.001). Deney grubunda gözlenen enflamatuvar reaksiyon kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (0/2,5 ± 0,58; p=0,003). TARTIŞMA ve SONUÇ: ZA’nın kemik iyileşmesi ve enflamasyon gibi parametrelere etkisini gösteren birçok deneysel ve klinik çalışma mevcuttur; fakat yazarların bilgisi dahilinde bu çalışma ZA’nın kemikte VEGF ekspresyonuna etkisinin incelendiği ilk deneysel çalışmadır. ZA sebebi ile kemik dokusunda meydana gelen aşırı enflamatuvar reaksiyon sebebi ile kan serumdaki seviyelerinin aksine kemik dokusunda VEGF ekspresyonunun arttığı gözlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları ZA’nın kemikte VEGF ekspresyonunu aşırı artırarak kemik iyileşmesi üzerinde negatif bir etkisi olabileceğini göstermiştir. Bu yolağın anlaşılabilmesi için daha detaylı moleküler çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. |
| DERLEME | |
| 12. | Bitkisel beslenmenin ağız ve diş sağliği üzerine etkisi Effect of plant based diet on oral and dental health Ebru İmren, Yeliz Güvendoi: 10.5505/yeditepe.2023.76768 Sayfalar 60 - 67 Bitkisel beslenme şekli özellikle genel sağlık üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle giderek daha popüler hale gelmektedir. Bitki temelli beslenme, bir ucunda tüm hayvansal ürünlerin tüketiminin terk edildiği vegan beslenme biçimi, diğer ucunda ağırlıklı olarak bitkisel ürünlerin tüketildiği ancak balık, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri gibi ürünlerin serbest olduğu beslenme şekli bulunan çok geniş bir kavramdır. Günümüzde bitki temelli beslenmenin genel sağlık üzerine etkileri ile ilgili araştırmaların oldukça artmış olduğu gözlenmekle beraber, bitkisel beslenen bireylerde ağız-diş sağlığına ilişkin çok az veri bulunmaktadır. Bu derlemede, bitkisel beslenen bireylerde ağız-diş sağlığı ve oral mikrobiyom ile ilgili çalışmaların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaların büyük kısmında bitkisel beslenme ile diş çürüğü, dental erozyon ve periodontal sağlık ilişkisi araştırılmıştır. Yapılan çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilse de çürük ve erozyon riski bakımından bu bireylerin dikkatli değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bitkisel beslenmenin oral mikrobiyota ve tükürük yapısındaki değişimleri ile ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Oral mikrobiyatının beslenme alışkanlıkları karşısındaki değişimini araştıran çalışmaların önemli bir kısmı, oral mikrobiyal topluluğun şekillenmesinde beslenmenin önemli bir etkisi olmadığını bildirmektedir. Ancak bu konuda daha geniş kapsamlı çalışmaların planlanması ve daha uzun süreli bitkisel beslenme şeklini uygulayan bireylerin dahil edilmesi ile kanıt düzeyi daha yüksek sonuçların elde edileceği düşünülmektedir. |
| 13. | COVID-19’da Gözlenen Oral Bulgular: Literatür Derlemesi Oral Findings Observed in COVID-19: Literature Review Feyza Otan Özden, Emel Karamandoi: 10.5505/yeditepe.2023.33716 Sayfalar 68 - 74 COVID-19 şiddetli akut solunum sendromu koronavirüsü 2 (SARS-CoV-2)'nin neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemik bir hastalık olarak ilan edilen COVID-19, kısa sürede tüm dünyada büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Virüs temel olarak damlacık ve temas yoluyla bulaş göstermektedir. Bu derlemede, COVID-19 hastalığında görülebilen oral bulgular güncel çalışmalarla değerlendirilmiştir. Sınırlı vaka raporlarında tat kaybı, aft benzeri lezyonlar, oral ülserler, herpetiform ülserler, angular cheilitis, nekrotizan gingivitis, eritema multiforme benzeri lezyonlar rapor edilmiştir. COVID-19 ve oral bulguları arasındaki ilişki SARS-CoV-2 nin oral mukoza hücrelerine direkt veya indirekt etkisi, fırsatçı enfeksiyonlar, immün sistem yetmezliği ve tedavi amacı ile kullanılan ilaçların yan etkileri ile ilişkilendirilebilmektedir. Oral bulgular COVID-19’un erken dönem teşhisi açısından kritiktir. COVID-19 ile ilişkili oral bulgu ve semptomların diş hekimleri tarafından teşhisi, hastalığın erken tanısının yanı sıra yayılımını da engellemek adına önemlidir. |
| OLGU RAPORU | |
| 14. | Farklı Yöntemlerle Yapılan Beyazlatma Tedavileri - Olgu Raporu Bleaching Treatments Using Different Methods - Case Reportoral and dental health Cansu Dağdelen Ahısha, Mine Betül Üçtaşlıdoi: 10.5505/yeditepe.2023.05658 Sayfalar 75 - 79 Güzel bir gülümseme günümüzde herkesin arzusudur. Gülümsemeyi güzel gösteren sadece dişin mükemmel şekil, boyut ve renk uyumu değil, aynı zamanda sağlıklı diş ve diş etidir. Özellikle anterior dişlerde meydana gelen diş renklenmeleri hastayı oldukça rahatsız eder. Vital beyazlatma tekniğinde düşük ve yüksek konsantrasyonda beyazlatıcı jeller kullanılır. Kullanılan ürünler aktif madde olarak genellikle karbamid peroksit ya da hidrojen peroksit içermektedirler. OLGU 1 Estetik problemler nedeni ile kliniğimize başvuran 24 yaşında erkek hastada yapılan klinik muayene sonucunda özellikle ön bölgede diş taşı varlığı tespit edildi. 11,12,13,14,21,22,23,24 numaralı dişlerine periodontal tedaviyi takiben vital beyazlatma tedavisi uygulandı. OLGU 2 28 yaşındaki kadın hasta üst keser dişlerinden ve üst sol yan keser dişindeki renklenmelerden şikâyet ile kliniğimize başvurdu. 11,21,22 numaralı dişlerine devital beyazlatma tedavisi uygulandı. |