Cilt No : 16 | Sayı : 1 | Yıl : 2020















Son Sayı Arşiv En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder
  
Yeditepe J Dent: 16 (1)
Cilt: 16  Sayı: 1 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
1.
2020-1 Cilt Tüm Dergi
2020-1 Vol Full Printed Journal

Sayfa I

2.
Kapak
Cover

Sayfa II

3.
İçindekiler
Contents

Sayfalar III - IV

ÖZGÜN ARAŞTıRMA
4.
Düşük Doz Lazer Tedavisinin Sagittal Split Ramus Osteotomisi Sonrası Meydana Gelen Duyu Değişiklikleri Üzerine Etkisi
Effect Of Low Level Laser Theraphy On Neusensorial Changes After Orthognatic Surgery
Nur Altıparmak, Secil Cubuk, Tolga Kencer, Burak Bayram
doi: 10.5505/yeditepe.2020.68553  Sayfalar 1 - 10
GİRİŞ ve AMAÇ: Mandibulayı etkileyen dentofasiyal deformasyonlarda mandibulanın doğru pozisyona getirilmesi için geliştirilmiş pek çok yöntem ve modifikasyon bulunmaktadır. Bunlar arasında klinik olarak en sık tercih edilen yöntemlerden biri de sagital split ramus osteotomi (SSRO) yöntemidir. Bu tedavi sonrası istenmeyen nörosensoriyal bozukluklar oluşmaktadır. Bu bozukluklar; dişlerde, gingivada, alt dudak ve bazen de çene ucunda parestezi, distezi, hipostezi şeklinde görülmektedir. Düşük doz lazer tedavisi literatürde biyomodülatör etki üreten bir tedavi yöntemi olarak tanımlanmış olup nörosensoriyal bozukluklarda alternatif tedavi seçeneği olarak popülarite kazanmaktadır. Çalışmamızda düşük doz lazer terapisinin, bilateral sagittal split ramus osteotomisi sonucu oluşan nörosensoriyal değişiklikler üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 5’i kadın 6’sı erkek, ortalama yaşları 24 (Dağılım aralığı 17- 30 yıl) olan toplam 11 birey dahil edilmiştir.Bu çalışmaya katılan hastaların rastgele seçilen bir tarafına ameliyat sonra 24, 48 ve 72.saatlerde, ve haftada iki kez olmak üzere 3 hafta süreyle düşük seviyeli lazer tedavisi yapılmıştır. Aynı hastanın diğer tarafına ise plasebo etkisi yaratmak amacıyla lazer probu cihaz kapalıyken uygulanmıştır. Nörosensoriyal değişiklikler aynı cerrah tarafından ameliyat öncesinde, ameliyattan hemen sonra 15.gün, 30.gün, 2.ay ve 6.ayda pamuk pelet testi ve iki nokta ayırım testi kullanılarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Plasebo ve uygulama taraflarına ait skor ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. 6. ayda her iki grupta da nörosensoriyal değişikliklerin tamamında iyleşme görülmüştür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın sonuçlarına göre nörosensoriyal değişikliklerin iyleşme sürecini kolaylaştırmak için herhangi bir ek tedaviye gerek yoktur ancak psikolojik açıdan iyileşme sürecinde olumlu etkileri göz önünde bulundurulduğunda BSSRO sonrası basit, ekonomik ve noninvaziv bir teknik olan düşük doz lazer tedavisinin, standart bir tedavi protokolü halinde uygulanması önerilebilir.
INTRODUCTION: There are many surgical methods to correct mandibular deformities. One of the most used method is sagittal split ramus osteotomy. After this surgical treatment, unwanted neurosensorial disorders like paresthesia, dysesthesia, hiposthesia of the teeth, gingiva, chin and lips may occur.Low level laser therapy is an alternative, popular and helpful theraphy in neurosensorial disorders by producing biomodulatory effect.In our study, we investigated the effect of low level laser theraphy on the neurosensorial changes after orthognatic surgery.
METHODS: 11 patients (5 woman and 6 male ), where the mean age is 24 ( 17-30 years) included in this study. One randomly selected side of the patients underwent low-level laser treatment at 24, 48 and 72 hours after surgery, and twice weekly for 3 weeks. On the other side of the same patient, the laser probe was applied with the device switched off to create a placebo effect. Neurosensory changes were evaluated by the same surgeon preoperatively, immediately after surgery using cotton pellet test and two-point discrimination test at 15th day, 30th day, 2nd month and 6th month.
RESULTS: No significant difference was found between the mean scores of placebo and administration sides. At 6 months, both groups showed improvement in all of the neurosensorial changes.
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to the results of the study, no additional treatment is needed to facilitate the healing process of neurosensory changes, but considering the positive effects of the psychological healing process, LLLT is a simple, economical and non-invasive technique after BSSRO, may be recommended as a standard treatment protocol.

5.
Ortodontide Ürün Tasarımına Sistematik Yaklaşım: Çoklu-Durum Analizi İle Tasarım Odaklı Düşünme Yönteminin Kullanımı
A Systematic Approach to Product Design in Orthodontics: Using Multi-Case Analysis and Design Thinking
Muhsin Çifter
doi: 10.5505/yeditepe.2020.88709  Sayfalar 11 - 19
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, tasarım odaklı düşünme yönteminin yeni ürün geliştirme süreçlerinde nasıl etkin kullanılabileceğine dair, ortodontistler ve tasarımcılar arası bir iş birliği modelini ortaya koymayı hedeflemektedir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada, tasarım odaklı düşünme modelinden faydalanılarak, ortodonti alanına yönelik 2 ürün geliştirme çalışması bütünsel olarak çoklu-durum analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması çapraz durum sentezi ile yorumlanarak bir iş birliği tasarım modeli önerisi oluşturulmuştur.
BULGULAR: Seçilen her iki çalışma da, tasarım odaklı düşünme yöntemi kullanılarak ortodonti alanına yönelik ürün tasarımı sürecini ortaya koymakla birlikte, bağlam farklılıklarından dolayı farklı yaklaşımların benimsenmesini gerektirmiştir. Durumlar çapraz-durum sentezi ile değerlendirildiğinde, tasarım iş birliği açısından önemli benzerliklerinden 9 tema oluşturmuştur. Bu temalar, tasarım odaklı düşünme modelinin literatürde belirtilen ilham alma, fikirleştirme ve hayata geçirme aşamalarıyla ilişkilendirilerek tasarım sürecinde uzman hekim ve tasarımcıların iş birliği etkinliğini artıracak “anlamlandırma”, “somutlaştırma” ve “doğrulama” aşamalarının tespitini sağlamıştır. Bu doğrultuda ortodonti alanına uygun bir tasarım iş birliği modeli geliştirilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ortodonti alanında kullanılan ekipmanların gerek hasta gerekse de hekim deneyimine olan etkisi ve bu ekipmanların tasarım süreçlerinin meslek pratiği ile doğrusal ilişkisi ürün geliştirme sürecinde tasarımcı – uzman hekim iş birliğini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu doğrultuda tasarım odaklı düşünme modelinin etkin kullanımı, tasarlanacak yeni ürünlerin hasta odaklı ve efektif olmasını sağlayacaktır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to present a collaborative model between orthodontists and designers on how to use the design thinking method effectively in new product development processes.
METHODS: In this study, two product development studies using design thinking model in the field of orthodontics were evaluated holistically by multi-case analysis method. The comparison of the evaluation results was interpreted with cross-case synthesis and a design model proposal for collaboration was formed.
RESULTS: Although both cases reflected designing products for orthodontics by using the design thinking method, different approaches were required because of the contextual differences. When the cases were evaluated with cross-case synthesis, 9 themes were constituted from their important similarities in terms of design collaboration. These themes had then been associated with the inspiration, ideation and implementation phases of the design thinking model, which enabled the identification of the “sense-making”, “embodying” and “verification” stages that will increase the collaboration efficiency of the specialists and designers in the design processes. In this direction, a design collaboration model suitable for orthodontics has been developed.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The effect of the equipment used on both the patient and the specialists in the field of orthodontics and the linear relationship between the design processes and the professional practice of these equipments, make the cooperation between designers and specialists inevitable in product development process. In this direction, effective use of design thinking model will ensure that the new products to be designed will be patient-centered and effective.

6.
Promax Artefakt Azaltma Algoritmasının Titanyum ve Zirkonyum İmplantların Oluşturduğu Artefaktlar Üzerine Etkisi
The Effects of Promax Artefact Reduction Algorithm on Artefacts Induced by Titanium and Zirconium Implants
Cansu Buyuk, BELDE ARSAN, TAMER LÜTFİ ERDEM, Ozgur Erdogan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.85530  Sayfalar 20 - 24
GİRİŞ ve AMAÇ: Artefaktlar görüntü kalitesini düşürürler. Literatürde titanyum (Ti) ve zirkonyum (Zr) implant artefaktları ile ilgili çalışma sayısı kısıtlıdır. Bu çalışmanın amacı, farklı çekim parametreleri ile ProMax Artefakt Azaltma Algoritması’nın (AAA) konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde Ti ve Zr implantların oluşturduğu artefaktlar üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bir Zr ve bir Ti implant sığır kaburgasına yerleştirildi. Bu kemik ProMax 3D Mid KIBT cihazı ile tarandı. Görüntüler 70, 76, 80, 86 ve 90 kVp’de, 2 farklı voksel boyutunda (0.2 ve 0.4 mm) elde edildi. AAA kullanılarak ve kullanılmadan 20 çekim yapıldı. Elde edilen görüntüler ImageJ programına aktarıldı. Ortalama gri değeri (GV) ve standart sapma (SD) ile kontrast-gürültü oranı (CNR) hesaplandı. İstatistiksel analizlerde Pearson’s korelasyon katsayısı, Student’s t-test, ANOVA and multipl regresyon analizi testleri kullanıldı.
BULGULAR: AAA her iki implant grubunda da SD’yi anlamlı derecede azalttı (p<0.001) ve bu azalma Zr implant için daha yüksekti. Algoritmanın aktivasyonu ile kVp ve Zr implanttaki SD arasında önemli bir negatif korelasyon gözlendi (p<0.05). Her iki implant grubunda da GV ve CNR değerleri anlamlı olarak yükseldi ve bu artış Zr grubunda daha yüksekti (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Zr, KIBT görüntülerini Ti’den daha fazla bozmaktadır. Promax cihazının AAA her iki implant grubunda da görüntü kalitesini iyileştirmektedir ve Zr implantlar üzerine etkisi daha yüksektir.
INTRODUCTION: Artefacts reduce image quality. There are a limited number of studies regarding the artefacts of titanium (Ti) and zirconium (Zr) implants. The aim of this study was to evaluate and compare the effects of different acquisition parameters and ProMax artefact reduction algorithm (ARA) on the artefacts caused by Ti and Zr implants in cone beam CT (CBCT) images.
METHODS: One Zr and one Ti implant were inserted in a bovine rib. The bone was scanned with ProMax 3D Mid CBCT unit. Images were acquired using 70, 76, 80, 86 and 90 kVps at two different voxel sizes (0.2 and 0.4 mm). Twenty scans were obtained with and without using ARA. Acquired images were transferred to ImageJ program. Mean gray values (GV) and standard deviations (SD) were recorded and the contrast-noise ratio (CNR) was calculated. Statistical analysis was carried out with Pearson’s correlation coefficient, Student’s t-test, ANOVA and multiple regression analysis tests.
RESULTS: ARA reduced the SDs in both implant groups significantly (p<0.001) and this reduction was higher for the Zr implant. With the activation of the algorithm, significant negative correlation was observed between the kVp and SD of the Zr implant (p<0.05). The GVs and CNRs of both implant sides have improved significantly with the algorithm and the improvement was higher in Zr group (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Zr deteriorates the CBCT images more than Ti. The ARA of the ProMax unit enhances the image quality of both implants and has greater impact on Zr implants.

7.
WaveOne Gold Sisteminin Farklı Rehber Yol Varlığı ve Yokluğundaki Şekillendirme Etkinliğinin S Şeklinde Yapay Kanallar Üzerinde Karşılaştırılması
Comparison of the shaping ability of WaveOne Gold system with or without different glide path techniques in simulated curved S-shaped root canals
Ayca Yilmaz
doi: 10.5505/yeditepe.2020.22438  Sayfalar 25 - 30
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, rotasyon ve resiprokasyon hareketleriyle çalışan rehber aletler varlığı ve yokluğunda WaveOne Gold sisteminin şekillendirme etkinliğinin S şeklindeki yapay kanallar üzerinde karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada 45 adet S-kanallı, 0.02 koniklik açılı, ISO 15 rezin blok kullanılmıştır. Bloklar numaralandırılmış, yapay kanallar siyah mürekkeple boyanmıştır. Şekillendirme öncesi bloklar taranarak görüntüler kaydedilmiştir. Bloklar şekillendirme yöntemine göre 3 gruba ayrılmıştır (n=15), Grup A: WaveOne Gold (Primary, 25/.07), Grup B: ProGlider-WaveOne Gold ve Grup C: WaveOne Gold Glider-WaveOne Gold. Bütün bloklar şekillendirme sonrası kırmızı mürekkep ile boyanmış ve tekrar taranarak görüntüler kaydedilmiştir. Yapay kanalların işlem öncesi ve sonrası görüntüleri imaj analiz programı yardımıyla çakıştırılmıştır. Kanalların iç ve dış bölgesinden kaldırılan rezin miktaları çakıştırılan görüntüler üzerinden belirlenen 12 noktadan bilgisayar programı yardımıyla ölçülmüş, grupların şekillendirme etkinlikleri kanal transportasyonu ve merkezleme oranları açısından karşılaştırılmıştır. Veriler Shapiro-Wilk normallik testi, Kruskal Wallis ve Dunn’un çoklu karşılaştırma testi kullanılarak istatistiki olarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Karşılaştırılan kriterler açısından düz kuronal ve birinci eğim bölgesinde gruplar arasında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p˃0,05). Apikal eğim bölgesinde ise A grubunun transportasyon değerleri B ve C grubundan istatistiki olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p=0,002, p=0,011). Merkezleme değerleri karşılaştırıldığında, C grubunun apikkal eğim bölgesindeki merkezleme değerleri A ve B grubunun değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p=0,001, p=0,001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın koşulları altında değerlendirildiğinde, WaneOne Gold sistemiyle S kanalların şekillendirilmesinde öncelikle resiprokasyon yapan WaveOne Gold Glider ile giriş yolu oluşturulduğunda apikal bölgede daha merkezi bir şekillendirme elde edilmektedir. Wave One Gold sistemi öncesi rehber yol oluşturmak apikal bölgedeki transportasyon miktarını azaltmaktadır.
INTRODUCTION: The aim of the present study was to compare the shaping ability of WaveOne Gold instruments with or without diffferent glide path preparation in simulated curved S-shaped canals.
METHODS: Forty five 0.02 taper, ISO 15 resin endo training S-blocks were studied. The simulated canals were dyed using black ink. Blocks were scanned and preinstrumentation images were reccorded. The blocks were divided into 3 groups (n=15) according to the instrumentation protocole as, Group A: WaveOne Gold (Primary, 25/.07), Group B: ProGlider-WaveOne Gold and Group C: WaveOne Gold Glider-WaveOne Gold. All canals were then dyed again using red ink and scanned. Pre- and post-operative images were superimposed and evaluated at 12 defined points. The efficacy of the systems was compared based on the amount of canal transportation and centering ability. Data were statistically analyzed using the Shapiro-Wilk, Kruskal-Wallis and Dunn’s tests.
RESULTS: The transportation values at the apical curvature zone was statistically significantly higher for Group A than Groups B anc C (p=0.002, p=0.011). Group C had significantly greater centering ability at the apical curvature zone (p=0.001, p=0.001). No statistically significant difference in the amount of transportation and centering ratio at the coronal straight and first curvature zones for the groups (p˃0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Within the limitations of this study, the glide path preparation using the reciprocating WaveOne Gold Glider improved the centering ability of WaveOne Gold system and the creation of a glide path yielded better results of canal transportation than using WaveOne Gold alone at the apical curvature zone of S-shaped canals.

8.
RGB-D derinlik kamerasının farklı görüntüleme mesafelerinde veri doğruluğunun incelenmesi
Examination of the data accuracy of a RGB-D depth camera at different viewing distances
Tamer Çelakıl
doi: 10.5505/yeditepe.2020.96658  Sayfalar 31 - 36
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, piyasaya yeni çıkan ve derinlik ile renk bilgisinin elde edilebildiği Intel RealSense D415 kamerasının farklı obje uzaklıklarındaki veri doğruluğunu incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Derinlik sensörlü kamera hazır üretilmiş bir kulak modelinden 22 cm, 44 cm ve 70 cm uzaklıklara yerleştirilerek kulak modelinin üç boyutlu görüntüleri elde edildi. Kulak modeli üzerinde işaretlenen 3 anatomik nokta arasındaki (A, B ve C) mesafeler bilgisayar ortamında ölçüldü. Bu verilerin doğruluğunu karşılaştırabilmek amacıyla noktalar arası mesafeler kulak modeli üzerinde dijital bir kumpas ile ayrıca ölçüldü. Elde edilen 4 grubun sonuçları arasındaki anlamlılıkların belirlenebilmesi için Friedman testi ve Bonferroni Dunn testi uygulandı.
BULGULAR: 22 cm, 44 cm, 70 cm ve kontrol olarak ölçülen gruplardaki A, B ve C mesafeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0.01). 70 cm uzaklıktan elde edilen 3B görüntülerde noktalar arası mesafeler, 22 cm, 44 cm ve kontrol gruplarına göre anlamlı şekilde yüksek bulundu ve veri güvenilirliğinin anlamlı derecede düşük olduğu gözlemlendi (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: 22 cm ve 44 cm grupları arasındaki veriler değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık olmadığı ve bu verilerin gerçek değerler (kontrol) ile de anlamlı derecede uyumlu olduğu gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar yorumlandığında, mevcut kameranın 22 cm ve 44 cm çalışma mesafelerinde yüksek veri güvenilirliği sağladığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
INTRODUCTION: The aim of this study is to examine the accuracy of data of the newly announced Intel RealSense D415 camera, where depth and color information can be obtained, on different object distances.
METHODS: The depth sensor camera was placed at a distance of 22 cm, 44 cm and 70 cm from a prefabricated ear model to obtain three-dimensional images of the ear model. The distances between the 3 anatomical points marked on the ear model (A, B and C) were measured on computer. To compare the accuracy of these data, the distances between the points were measured with a digital caliper on the ear model. Friedman test and Bonferroni Dunn test were used to determine the significance between the results of the 4 groups.
RESULTS: There were statistically significant differences between A, B and C distances in the groups measured as 22 cm, 44 cm, 70 cm and control (p <0.01). The distance between the points in 70 cm group was significantly higher than the control group, and the reliability of this data was significantly lower than the control group (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: When the data between 22 cm and 44 cm groups were evaluated, it was observed that there was no significant difference and these data were significantly compatible with the actual values (control). When these results are interpreted, it is concluded that the current camera provides high data reliability at working distances of 22 cm and 44 cm.

9.
Gingivitis ve hafif-orta şiddette periodontitis hastalarının periodontal, davranışsal ve sistemik durumlarının belirlenmesi
Evaluation of periodontal, behavioural and systemic conditions of patiens with gingivitis and mild-moderate periodontitis
Mustafa Yılmaz, Seyithan Özmen, Nazlı Gül Kınoğlu, Burcu Karaduman
doi: 10.5505/yeditepe.2020.49368  Sayfalar 37 - 42
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda gingivitis ile hafif ve orta şiddetli kronik periodontitis vakalarının periodontal ve sistemik durumları ile ağız-diş sağlığı bilinç düzeylerinin ölçülmesi hedeflenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif kesitsel araştırmada Eylül 2017 – Ağustos 2018 tarihleri arasında Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı Kliniği’ne başvuran ve öğrenci kliniğinde tedavi edilmiş olan bireylerin kayıtları değerlendirilmiştir. Bu kayıtlardaki detaylı sistemik anamnezleri, ağız-diş sağlığı farkındalığına ilişkin yanıtları ve radyografik ve klinik parametreleri değerlendirilerek NCSS programıyla istatistiksel ölçümler yapılmıştır.
BULGULAR: 685 kadın ve 433 erkek olmak üzere toplam 1118 kişinin kayıtları değerlendirilmiştir. Periodontal hastalıklara göre yaş, cinsiyet, sistemik hastalık, kardiyovasküler hastalık, diyabet, ağız-diş sağlığı bilinç düzeyi anlamlı farklılık göstermekteyken, sigara kullanımı, sindirim sistemi hastalıkları, romatolojik hastalıklar ve psikiyatrik bozukluklar açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bireylerin periodontal tabloları ile davranışsal ve sistemik durumları arasında hastalığın şiddeti ve süresiyle bağlantılı bir ilişki vardır.
INTRODUCTION: The aim of our study is to evaluate the periodontal and systemic conditions and oral health awareness of cases with gingivitis and mild or moderate chronic periodontitis.


METHODS: In this retrospective cross-sectional study, the records of individuals who applied to the Department of Periodontology of Biruni University Faculty of Dentistry between September 2017 and August 2018 were evaluated. In these records, the patients’ detailed medical history, their responses to questions about oral health awareness and their radiographic and clinical parameters were evaluated. The statistical measurements were made with the NCSS program.
RESULTS: The records of 1118 people, 685 women and 433 men, were evaluated. While age, sex, systemic condition, cardiovascular disease, diabetes and oral health awareness level differed significantly according to periodontal condition no significant difference was found in terms of smoking, digestive system disorders, rheumatologic diseases and psychiatric disorders.
DISCUSSION AND CONCLUSION: There is a relationship between the periodontal condition of individuals and their behavioral and systemic conditions related to the severity and to the duration of the disease.

10.
Peri-implant Mukozitisin Tedavisinde Mekanik Yaklaşıma İlave Klorheksidin İrrigasyonunun Klinik Etkinliği: Pilot Çalışma
Clinical Efficacy of Adjunctive Chlorhexidine Irrigation to Mechanical Approach in the Treatment of Peri-implant Mucositis: A Pilot Study
Volkan Eren, Hatice Selin Yıldırım, Bahar Kuru, Leyla Kuru
doi: 10.5505/yeditepe.2020.15807  Sayfalar 43 - 48
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu pilot çalışmada, peri-implant mukozitisin mekanik tedavisine ilave olarak antienfektif tedavi yaklaşımı prensibi dahilinde klorheksidin içeren solüsyon ile cep irrigasyonu uygulamasının klinik olarak değerlendirilmesi amaçlandı
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya en az bir yıldır fonksiyonda olan en az bir dental implantına peri-implant mukozitis teşhisi konmuş 20 hasta dahil edildi. Hastalar her grupta 10 hasta olacak şekilde rastgele 2 gruba ayrıldı; bir gruba yalnızca mekanik periodontal tedavi uygulanırken diğer gruba mekanik tedaviye ilave olarak peri-implant oluğun klorheksidin solüsyon (%0,2) ile irrigasyonu gerçekleştirildi. Başlangıçta, 1. ve 3. aylarda doğal diş bölgelerinde plak indeks, gingival indeks, sondalama derinliği (SD) ve sondalamada kanama (SK); implant bölgelerinde ise modifiye plak indeks, modifiye sulkus kanama indeksi, SD, SK ölçüldü. İmplant bölgelerinden kağıt şeritler yardımıyla peri-implant oluk sıvısı (PİOS) toplandı ve Periotron ile hacimleri belirlendi.
BULGULAR: Her iki grupta da diş ve implant bölgelerine ait klinik parametrelerin 1. ve 3. aylarda istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdiği tespit edildi (p<0,001). İki grup arasında klinik parametrelerde fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grupta da PİOS hacminde 1. ve 3. aylarda istatistiksel anlamlı azalma saptandı (p<0,001), ancak gruplar arasında herhangi bir fark tespit edilmedi (p>0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Peri-implant mukozitisin tedavisinde uygulanan mekanik tedavi ve mekanik tedaviye ilave klorheksidin irrigasyonu yaklaşımlarının klinik parametreler üzerinde olumlu etkilerinin olduğu ancak birbirine üstünlüğünün bulunmadığı sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: The aim of this pilot study was to evaluate the clinical efficacy of adjunctive chlorhexidine solution irrigation to mechanical treatment of peri-implant mucositis in accordance with the principle of anti-infective treatment.
METHODS: Twenty patients with at least 1 dental implant, that has been functioning for at least 1 year and diagnosed with peri-implant mucositis were included to the study. Patients were randomly divided into 2 groups with 10 patients in each group; one group received only mechanical periodontal treatment, while the other was irrigated with chlorhexidine solution (0.2%) in addition to mechanical treatment. Plaque index, gingival index, probing depth (PD) and bleeding on probing (BOP) were measured from tooth sites; modified plaque index, modified sulcus bleeding index, PD, BOP were recorded from implant sites at baseline, 1st and 3rd months after treatment. Peri-implant crevicular fluid (PICF) was collected from the implant sites with paper strips at baseline, first and third months after treatment. PICF volumes were determined with Periotron.
RESULTS: The clinical parameters of the tooth and implant sites in both groups showed significant reductions at 1st and 3rd months (p<0.001) without anydifference between the groups (p>0.05). PICF volume decreased significantly in both groups at 1st and 3rd months (p<0.001), however, no difference was found between the groups (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was concluded that mechanical treatment and chlorhexidine irrigation adjunct to mechanical treatment have positive effects on clinical parameters in the treatment of peri-implant mucositis but none of them is superior to another.

11.
Süt dişi çekim nedenlerinin retrospektif değerlendirmesi
Retrospective analysis of primary teeth extractions
Çağrı Burdurlu, Volkan Dagasan, Fatih Cabbar, Can Karakurt, Berkem Atalay
doi: 10.5505/yeditepe.2020.14227  Sayfalar 49 - 53
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Bu çalışmada süt dişleri çekim nedenlerinin; yaş, cinsiyet ve diş tipiyle ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Gereç ve Yöntem: Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde 2018-2019 yılları arasında lokal anestezi altında süt dişi çekimi yapılan 2-14 yaş arası 1074 hastanın yaş, cinsiyet, radyografi, sistemik durum ve çekim nedenleri retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Bulgular: Çekim nedenlerinde cinsiyetler arası bir fark bulunmazken en çok çekim 6-9 yaş grubunda yapılmıştır. Çürük (%45,1) ve fizyolojik rezorpsiyon (%33,9) en sık çekim nedenlerini oluşturmaktadır. Süt molarlar en çok çekilen diş tipi olarak bulunmuştur (%70,1) (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Çocuklara ve ebeveynlerine verilen ağız-diş sağlığı eğitimleri yaygınlaştırılarak patolojik kaynaklı diş çekim prevalansı düşürülebilir.
INTRODUCTION: Aim: The aim of this study was to evaluate the reasons for extraction of primary teeth in terms of age, sex and the type of teeth.
METHODS: Material and Method: Retrospective evaluation of the 1074 children aged 2 to 14 who was performed to primary tooth extraction under local anesthesia in Yeditepe University Dental Faculty between 2018 and 2019 was carried out. Patient’s age, sex, medical condition, type of tooth extracted and reason for extraction were analyzed.
RESULTS: Results: There was no sex difference in terms of extraction reasons. The most teeth extraction was performed in the age group of 6-9. Caries (45.1%) and physiological resorbtion (33.9%) were found to be the most common reasons for extraction of the primary teeth. Primary molars (70.1%) were the most common type of teeth extracted (p<0,05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Conclusion: Prevalance of pathological tooth extraction can be reduced by widespreading the oral health education to children and parents.

12.
Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğrencilerinin Ağız Sağlığı Tutum ve Davranişlarının Değerlendirilmesi
Evaluation of Oral Health Attitudes and Behaviors of Yeditepe University Dental Faculty Students  
Ebru Özkan Karaca, Ogül Leman Tunar
doi: 10.5505/yeditepe.2020.38233  Sayfalar 54 - 58
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, bir grup Türk dişhekimi öğrencisinin ağız sağlığı tutum ve davranışlarının ve pre-klinik ve klinik öğrencilerin davranış farklılıklarını Hiroshima University-Dental Behavioural Inventory (HU-DBI) kullanarak değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmaya Yeditepe Üniversitesi Dişhekimliği fakültesinde 2018-2019 eğitim-öğretim yılında okumakta olan 1., 2., 3., 4. ve 5. Sınıf öğrencileri davet edildi. Çalışmaya dahil edilme kriterleri 1) tüm sorulara cevap verilmesi 2) doğum tarihlerinin ve cinsiyetlerin bildirilmesiydi. Çalışmada öğrencilerin ağız hijyeni alışkanlık ve davranışlarının belirlenmesi için 20 soruluk HU-DBI anketinin İngilizce formu uygulandı. HU-DBI skorunun gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden çıkan grubun tespitinde Mann Whitney U test kullanıldı. HU-DBI skorunun preklinik ve klinik sınıflar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.

BULGULAR: Araştırmaya Yeditepe Üniversitesi Dişhekimliği fakültesinde 2018-2019 eğitim-öğretim yılında okumakta olan 1., 2., 3., 4. ve 5. öğrencilerinden toplam 217 kişi katıldı. Tüm öğrencilerin HU-DBI skor ortalaması 7.04±1.47olarak tespit edilirken, klinik öğrencilerinin HU-DBI skor ortalaması (7.35±1.42), preklinik öğrencilerinden (6.83±1.47) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmaya katılan öğrencilerin ağız sağlığı tutum ve davranışları HU-DBI skorları bazında genel olarak yüksek bulundu. Eğitim yılı arttıkça ağız sağlığı tutum ve davranışlarında istatistiksel olarak anlamlı artış gözlendi. Öğrencilerin eğitim aldıkları süreç ve klinik tecrübe arttıkça bireysel ağız sağlığı tutum ve davranışları da olumlu yönde gelişmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the oral health attitudes and behaviors of a group of Turkish dentist students and the behavioral differences of pre-clinical and clinical students using Hiroshima University - Dental Behavioral Inventory (HU-DBI).
METHODS: 1st, 2nd, 3rd, 4th and 5th grade students who were studying in/at Yeditepe University Faculty of Dentistry in 2018-2019 academic year were invited to the study. To determine the oral hygiene habits/routines and behaviors of the students, the English form of the 20-item HU-DBI questionnaire was applied. Kruskal Wallis test was used for the comparison of HU-DBI scores between the groups and Mann Whitney U test was used for determining the group causing the difference. Statistical significance was determined at the level of p<0.05.
RESULTS: A total of 217 students from the 1st, 2nd, 3rd, 4th and 5th grades studying at Yeditepe University Faculty of Dentistry in 2018-2019 academic year participated in the study. While the mean HU-DBI score of all students was 7.04 ± 1.47, the mean HU-DBI score of the clinical students (7.35 ± 1.42) was statistically higher than (that) of the preclinical students (6.83 ± 1.47) (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Within the limitations of this study, oral health attitudes and behaviors of the students who participated the study were found to be generally high within the HU-DBI scores.There was a statistically significant increase in oral health attitudes and behaviors as the education year increased.As the educational process and clinical experience of the students increase, individual oral health attitudes and behaviors improve positively.

13.
Periodontoloji Kliniklerine Başvuran Hastaların Periodontal Sağlık Durumlarının ve Sigara Kullanımlarının Değerlendirilmesi: Retrospektif Kesitsel Bir Çalışma (Bölüm I).
Evaluation of the Patients’ Periodontal Health Status and Smoking Habits Treated in the Periodontology Clinics: A Retrospective Cross-sectional Study (Part I).
Ogül Leman Tunar, Hazel Zeynep Kocabaş, Gizem Ince Kuka, Ebru Özkan Karaca, Berkay Özata, Hare Gürsoy, Bahar Eren Kuru
doi: 10.5505/yeditepe.2020.59454  Sayfalar 59 - 64
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu retrospektif kesitsel çalışma, 2017-2018 tarihleri arasında başlangıç periodontal tedavileri Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı öğrenci kliniklerinde tamamlanan hastaların periodontal sağlık durumlarını ve sigara alışkanlıklarını değerlendirmeyi amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, Periodontoloji Anabilim Dalı hasta kartları taranarak demografik verileri, dental/sistemik anamnezleri ve sigara kullanımları değerlendirilen, sistemik olarak periodonsiyumu etkileyen herhangi bir hastalığa sahip olmayan 603 hasta dahil edildi.
Bu hastalar cinsiyetlerine, periodontal teşhislerine ve sigara alışkanlıklarına göre ayrılarak farklı periodontal parametreleri karşılaştırıldı. Hastaların periodontal klinik parametreleri (sondalama derinliği (SD), plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondalamada kanama (SK)) değerlendirildi. Tüm verilerin analizleri için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı.

BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 37,48±14,43 olarak tespit edildi. Total popülasyonun %56,2’sini (339 kişi) kadın, %43,8’ini (264 kişi) erkek; %36,3’nü (219 kişi) Gingivitis’li (G), %63,7’sini (384 kişi) teşhisi Kronik Periodontitis’li (KP) bireylerin oluşturduğu görüldü. Kadınlar ve erkeklerin yaş ortalamaları ve sigara kullanım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Sigara kullanımlarına bakıldığında, KP teşhisi olan bireylerin aktif sigara kullanıcısı (Current Smoker) olma oranları (%17,4), G grubundan (%9,1) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti(p<0,05). Kadınlar ve erkeklerin CD, SK ve GI düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05); erkeklerin PI düzeyleri kadınlardan anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada elde edilen demografik ve klinik bulgular doğrultusunda sigara kullanımının periodontal sağlık parametreleri üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya konmuştur.
INTRODUCTION: This retrospective cross-sectional study aimed to evaluate the periodontal health status of patients whose initial periodontal therapies were completed between 2017-2018 years at Periodontology clinics of Yeditepe University Faculty of Dentistry.
METHODS: In this study, 603 patients were included. The demographic data, dental history of patients and also smoking habits were scanned. Patients with any systemic disease affecting the periodontium were not included. Periodontal clinical parameters were pocket depth (PD), plaque index (PI), gingival index (GI) and bleeding on probing (BoP). Smoking habits were compared between males and females who were diagnosed as gingivitis (G) or chronic periodontitis (CP). Statistical analyses were performed by IBM SPSS Statistics 22 program.
RESULTS: The mean age of the patients was 37.48 ± 14.43 years. 56.2% (339 people) of the total population were female and 43.8% (264 people) were male; 36.3% (219 people) were diagnosed as G whereas 63.7% (384 people) were diagnosed as CP. There was no statistically significant difference between the mean age and smoking rates of males and females (p> 0.05). The rate of current smokers (17.4%) was significantly higher in patients with CP than the G group (9.1%) (p<0.05). There was no statistically significant difference between PD, BoP and GI levels of females and males (p>0.05); PI levels of males were statistically higher than the females (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to the demographic and clinical findings obtained in this study, it was shown that smoking has negative effects on periodontal health parameters.

14.
Titanyum yüzeyine fiber lazer uygulamasının rezin simanın bağlanma dayanımı üzerine etkisi
Effect of fiber laser application on titanium surface on bonding strength of resin cement
Ayşe Erzincanlı, Betül Hamitoğlu, Zeynep Özkurt Kayahan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.46036  Sayfalar 65 - 73
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, farklı parametrelerdeki fiber lazer ile yüzey pürüzlendirme işlemlerinin, titanyum ve rezin siman arasındaki bağlanma dayanımı üzerindeki etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Döküm, CAD/CAM ve lazer sinterleme yöntemleriyle 3 farklı şekilde üretilmiş, 90 adet titanyum örneği hazırlandı (n=30). Tüm bağlanma yüzeyleri standardizasyonu sağlamak amacıyla, sırasıyla 600-1000-1200 partiküllü silikon karbid kağıtlarla cilalama yapıldı ve her örneğin yüzey pürüzlülüğü ölçüldü. Her grup 3 alt gruba ayrıldı (n=10): grup (1) 110 mµ Al2O3 partikülleri ile kumlama, grup (2) fiber lazer 10 W, grup (3) fiber lazer 20 W. Yüzey işlemleri tamamlanan örneklerin bağlanma yüzeylerine metal primer ve dual-cure self adeziv rezin siman uygulandı. Polimerizasyonu tamamlanan örnekler kalıptan çıkartıldı ve tesviyesi yapıldı. Örneklerin kırılma işlemi üniversal test cihazında 1 mm kalınlığındaki kesme bıçağı ile yapıldı. Verilerin istatistiksel analizinde titanyum tipi ve pürüzlendirme şeklinin bağlanma dayanımı üzerindeki ortak etkisinin değerlendirilmesinde Two way Anova testi kullanıldı. Devam testi olarak One way Anova Test kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.
BULGULAR: Tüm titanyum tiplerinde kumlama işleminin, 20 W gücündeki fiber lazer uygulamasına kıyasla daha yüksek bağlanma dayanımı oluşturduğu görüldü (p<0,05). 10 W gücündeki fiber lazer uygulaması ile kumlamaya yakın bağlanma dayanımı değerleri elde edildi. Kumlama işlemi uygulanan gruplarda, CAD/CAM grubunun ortalama bağlanma dayanımı (6,42 MPa), Döküm (12,61 MPa) ve Lazer Sinter (11,27 MPa) gruplarından anlamlı derecede düşük bulundu (p1: 0,000; p2: 0,000; p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Titanyum-rezin siman bağlanmasında en etkili yüzey pürüzlendirme yönteminin kumlama olduğu, düşük güçte (10 W) fiber lazer uygulaması ile yüksek güce kıyasla (20 W) daha başarılı bir bağlanma elde edildiği sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the effect of different parameters of fiber laser and surface roughening processes on the bond strength between titanium and resin cement.
METHODS: 90 titanium samples were produced in 3 different ways by casting, CAD/CAM and laser sintering methods (n=30). All bonding surfaces were polished with silicon carbide papers, respectively, to ensure standardization and the surface roughness of each sample was measured. Each group was divided into 3 subgroups (n=10): group(1) sandblasting with 110µm Al2O3 particles, group(2) fiber laser 10W, group(3) fiber laser 20W.Dual-cure self-adhesive resin cement was applied. The samples whose polymerization was completed were removed from the mold and leveled. Fracture of the samples was done with a 1 mm thick cutting knife. Two way Anova test was used to evaluate the joint effect of titanium type and roughening shape on bond strength in statistical analysis of data. One way Anova Test was used as continuation test.
RESULTS: In all types of titanium, sandblasting showed higher bond strength compared to 20W fiber laser application (p<0.05). The bond strength values close to sandblasting were obtained by the application of 10W fiber laser. The mean bond strength of the CAD/CAM group (6.42 MPa), cast (12.61 MPa) and Laser Sinter (11.27 MPa) groups were significantly lower in the blasted groups (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The most effective surface roughening method in titanium-resin cement bonding is sandblasting, and a more successful bonding is obtained with low power (10W) fiber laser application compared to high power (20W).

15.
Implant destekli hareketli protezlerde kullanılan iki farklı tutucu tipinin hastaların memnuniyetleri üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Comparison of the effects of two different types of retainers used in implant-supported overdenture prosthesis on patient satisfaction
Sercan Küçükkurt, Çağlayan Öztürk
doi: 10.5505/yeditepe.2020.71676  Sayfalar 74 - 80
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, üst çenede konvansiyonel total protez ve alt çenede 2 implant destekli hareketli protez (IDO) kullanan hastaların, IDO protezlerden genel memnuniyetlerinin ve en sık kullanılan tutucu tiplerinden olan locator sistem ve ball ataşmanların, bu memnuniyet üzerine etkilerinin araştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yapılan bu araştırmada, 113 hastanın katılımıyla, OHIP-49 testi sorularından seçilen 10 sorudan yararlanılarak, üst çenede konvansiyonel tam protez, alt çenede IDO kullanan hastaların, öncelikle IDO protezlerinden genel memnuniyetleri ve ardından hastaların tutucu tiplerine göre ball ataşman (BALL) ve locator grubu (LOC) olarak ayrılmasıyla, bu iki tutucu tipinin hastaların memnuniyetleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca her iki koşulda cinsiyet ve yaş faktörlerine göre bu memnuniyetlerdeki değişimler incelenmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya katılan 113 hastanın yaş ve cinsiyet faktörlerinden bağımsız olarak, genel anlamda IDO’lardan, en yüksek memnuniyetsizlik puanı olan 40 puan üzerinden 10,5 (±7,5) puan ile memnun olduğu tespit edilmiştir. Tutucu tipine göre değerlendirme yapıldığında; BALL grubunda 55 hastada elde edilen 10,07 ± 7,94 ve LOC grubunda 58 hastada elde edilen 10,91 ± 7,19 memnuniyet skorlarına göre, tutucu tipinin hem genel hem de yaş-cinsiyet faktörlerine göre ayrı ayrı değerlendirildiğinde, hasta memnuniyetleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadığı tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sınırları dahilinde, IDO protezlerin yarattıkları memnuniyet skorlarına göre, hastaların yaşam kaliteleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu ve bu memnuniyetin kullanılan tutucu tipinden ve cinsiyet-yaş faktörlerinden etkilenmediği sonucuna varılmıştır.
INTRODUCTION: This study aimed to investigate the effects of two different types of retainers, i.e., the locator system and ball attachment, on patient satisfaction, in patients using conventional complete denture in the maxilla and two implant-supported overdentures (IOD) in the mandible.
METHODS: This study was carried out in 113 patients using ten questions selected from the OHIP–49 questionnaire. The patients were divided into ball attachment (BALL) and locator (LOC) group according to the retainer type used in their IOD prostheses, and their effects on patient satisfaction were evaluated. Also, changes in satisfaction levels were examined in terms of gender and age. The data were then analyzed statistically.
RESULTS: All the 113 study participants were found to be satisfied with IODs, regardless of age and sex, with a score of 10.5 (±7.5) out of 40 points, which was the highest dissatisfaction score. Of the 55 patients (10.07 ±7.94) in the BALL group and 58 patients (10.91 ±7.19) evaluated in the LOC group, no statistically significant difference was observed on the basis of the retainer type in terms of general satisfaction and factors like age and sex.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Based on the satisfaction scores of IOD, it was concluded that it had a positive effect on the quality of life of the patients, which remained unaffected by the retainer type and factors like gender and age.

DERLEME
16.
Remineralizasyon Materyalleri ve Teknolojilerine Güncel Bakış
Current Overview of Remineralization Materials and Technologies
Gizem Boztaş Demir
doi: 10.5505/yeditepe.2020.16023  Sayfalar 81 - 94
Toplumda oldukça yüksek oranda görülen diş çürüğünün önlenmesindeki en önemli koruyucu uygulama remineralizasyon tedavileridir. Florürün remineralizasyon tedavilerindeki başarısı çok sayıdaki çalışma tarafından kanıtlanmıştır ve hala altın standart olarak kabul görmektedir. Ancak olası yan etkileri nedeniyle araştırmacılar kullanılan florür konsantrasyonlarını azaltabilmek için, florürün etkinliğini arttırabilecek ya da florüre alternatif olabilecek yeni remineralizasyon yöntemlerinin arayışına girmiştir. Gelişen diş hekimliği teknolojileri remineralizasyonu artıran ve demineralizasyonu önleyen yeni materyal ve yöntemler bulunmuştur. Güncel yöntem ve teknolojiler mineral doygunluğunu arttıran materyalleri, mine ve dentinin rejenerasyonunu sağlayabileceği düşünülen biyomimetikleri, ozon ve lazer uygulamalarını, çürüğe neden olan bakteri plağını modifiye edebilen kimyasalları, çürük etkeni bakterilere etkili antiseptikleri ve remineralizasyonu arttırma potansiyeli olan doğal ürünleri içermektedir. Bu güncel yöntemlerin bazıları ile ilgili araştırmalar kısıtlı ve hala başlangıç seviyesinde iken bazılarının remineralizasyon etkinliği ile ilgili güçlü kanıtlar bulgulanmıştır. Bu derlemenin amacı; remineralizasyon tedavilerindeki güncel ve gelişen teknolojileri, bu yöntemlerin etki mekanizmalarını, remineralizasyon etkinliklerini ve klinik uygulamalarını, konuyla ilgili yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları doğrultusunda değerlendirmek ve özetlemektir.
Remineralization therapies are the most important conservative applications in the prevention of dental caries. The success of fluoride in remineralization treatments has been proven by numerous studies and fluoride is still considered the gold standard. However, due to possible side effects, researchers have been researching new methods of remineralization that may increase the efficacy of fluoride or may be an alternative to fluoride in order to reduce the fluoride concentrations used. With the developing dental technologies, new materials and methods which increase remineralization and prevent demineralization have been found. These methods and technologies include materials that increase mineral saturation, biomimetics capable of regeneration of enamel and dentin, ozone and laser applications, bacterial plaque modifiers, antiseptics and natural products that have the potential to increase remineralization. Although, there is limited research on certain methods which is still in the initial phase, remineralization efficacy of others has been discovered with strong evidences. The purpose of this review is to evaluate and summarize the current technologies and developments in remineralization therapies, their mechanisms of action, their efficacy and clinical applications, in line with the results of scientific research.

OLGU RAPORU
17.
Markası bilinmeyen dental implantların protetik rehabilitasyonu: Olgu sunumu
Prosthetic rehabilition of unknown dental implants: A case report
Betül Hamitoğlu, Zeynep Özkurt Kayahan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.43925  Sayfalar 95 - 100
Günümüzde dental implantların kısmi ya da total diş eksikliği bulunan vakalarda sabit protetik restorasyonlar ile rehabilitasyonu, protezin stabilizasyonunu ve fonksiyonunu artırmak, hastanın rahatsızlığını azaltmak ve dolayısıyla hasta memnuniyetini ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Bu olgu sunumunda Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı’na, implant destekli köprü protezlerinin devamlı düşmesi şikayeti ile başvuran bir hastanın protetik tedavisi anlatılmaktadır. Hastanın ağız içi muayenesi ve radyografik incelemesi tamamlandıktan sonra, alt ve üst çenede var olan köprü protezlerinin yenilenmesine karar verilmiştir. Hastadan alınan bilgiler, eski tedavilerini gerçekleştiren diş hekimi ile yapılan görüşmeler, ağız içi fotoğraflar ve radyografideki implant görüntüleri ile birlikte implantların hangi markaya ait olduğu arayışına girilmiş, ancak bir sonuç elde edilememiştir. Bu nedenle hastaya farklı tedavi seçenekleri sunulmuş, bunların avantaj ve dezavantajları anlatılmıştır. Sonuç olarak markası bilinmeyen implant abutmentlarının değiştirilme şansı olmadığından, var olan abutmentların ağız içerisinde revize edilerek kullanımının devamına, abutmentların ağız içerisinde prepare edilerek üzerlerinden ölçü alınmasına ve devamında sabit metal destekli porselen köprülerin yapılmasına karar verilmiştir. Konvansiyonel yöntemle tamamlanan restorasyonlar abutmentlar üzerine simante edilmiş, hastanın estetik, fonksiyon ve memnuniyet beklentileri karşılanmıştır. Hastanın 8 aylık takibinde herhangi bir komplikasyona rastlanmamıştır.
Anahtar kelimeler: Kuron, sabit protez, markası bilinmeyen implantlar.
Nowadays, rehabilitation of dental implants with fixed prosthetic restorations in cases with partial or total tooth deficiency has been successfully used to increase the stabilization and function of the prosthesis, reduce patient discomfort and thus improve patient satisfaction and quality of life. In this case, the prosthetic rehabilitation of a patient, attended to Yeditepe University Faculty of Dentistry Department of Prosthodontics, with complaints of implant-retained crown looseness, was reported. After oral and radiographic examinations were completed, it was decided to renew the existing bridges both in the lower and upper jaws. The information obtained from the patient, interviews with the dentist performed the previous treatments, intraoral photographs and radiographic images of the implants were searched for which brand the implants belong to, but no results were obtained. Therefore, different treatment options were offered to the patient and their advantages and disadvantages were explained. Since there was no chance of changing the implant abutments of unknown brand, it was decided to reuse the existing abutments by revising and preparing them in the mouth, taking impressions and constructing new porcelain-fused to metal crowns. The restorations were completed by conventional methods, cemented on the abutments and aesthetic, function and satisfaction of the patient were met. No complications were observed during the 8-month follow-up.
Key words: Crown, fixed prosthesis, unknown dental implants.

18.
Protezle ilişkili travmatik ülser olarak yanlış tanı konulan oral skuamöz hücreli karsinom: Bir Olgu Sunumu
Oral squamous cell carcinoma misdiagnosed as a denture-related traumatic ulcer: A case report
Ceyda Özçakır Tomruk, Dilek Uyan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.62534  Sayfalar 101 - 105
Kanser hastalıkları, dünya genelinde olduğu gibi Turkiye’de de önemli halk sağlığı problemlerinden birisidir. Ağız kanserlerinin yaklasık %90’ı çok katlı yassı epitelden gelisen squamoz hücreli karsinomadır (SHK). Etyolojik faktorlerinden bir kısmını basta sigara, alkol kullanımı, Human Papilloma virus (HPV) olmak uzere kotu agız hijyeni, curuk ve travma sebebiyle butunlugu bozulmus sivri/ kırık disler ve uyumsuz protezlere baglı gelisen kronik lezyonlar olarak sıralayabiliriz. Birçok faktörün bir araya gelmesi SHK oluşma riskini arttırmaktadır. Bu yüzden ağız lezyonlarının tespit ve teşhisinde dikkatli olunmalıdır. Diş hekimleri, rutin ağız içi muayenesinde ağız kanserlerini tespit edip teşhis koyabilme kapasitesine sahip olmalıdırlar. Bu olgu sunumunda 77 yaşında, tam dişsiz, kadın hastanin alt çene sağ tarafta implant üstü protezin örttüğü mukozada 8-9 aydır iyileşmeyen ağız ici lezyon proteze bağlı travmatik ülser olarak değerlendirilmiş, iyileşmemesine karşın ağız içi kanser olasılığı dikkate alınmamış ve tanı sürecinde zaman kaybedilmiş olan bir SHK olgusu sunulmuştur. Ağız kanserlerinde erken tanı sağ kalım açısından çok önemlidir. Diş hekimleri iki hafta içerisinde iyileşmeyen lezyon varlığında hastayı malinite açısından değerlendirmeli ve gerekli yönlendirmeleri yapmalıdır.
Cancer is one of the major public health problems in Turkey as well as worldwide. Cancer diseases, which are second in causes of death in the United States with a rate of 23%, are also second in Turkey and have risen to 20% in recent years with a rapid increase. Worldwide the 6th most common oral and oropharynx cancers are one of the major causes of morbidity and mortality. Approximately 90% of theoral cancers are squamosoz cell carcinoma forming from multilayered flat epithelium (SCC). Some of the etiological factors include smoking, alcohol use, Human Papilloma virus (HPV), poor oral hygiene, sharp and fractured teeth due to trauma, and chronic oral lesions associated with ill-fitting prostheses. The combination of many factors increases the risk of SCC formation. Therefore, special attention should be provided in screening and diagnosing oral lesions. Dentists should be able to identify and diagnose oral - oropharynx cancers during routine oral examination. In this case report, a SCC case of 77-year-old, complete edentulous female patient's oral lesion of mandible mucosa covered by the implant prosthesis on the right side was misdiagnosed as a traumatic ulcer due to prosthesis which has not healed for 8-9 months by ignoring the possibility of oral cancer and causing delayed diagnosis of SCC is presented. Early detection and diagnosis of oral cancers are very important for survival. Dentists should evaluate the patient in terms of malign lesions and facilitate the necessary referrals for oral lesions that do not heal within two weeks.



LookUs & Online Makale