Cilt No : 16 | Sayı : 2 | Yıl : 2020















Son Sayı Arşiv En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder
  
Yeditepe J Dent: 16 (2)
Cilt: 16  Sayı: 2 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
1.
2020-2 Cilt Tüm Dergi
2020-2 Vol Full Printed Journal

Sayfa I

2.
Kapak
Cover

Sayfa II

3.
İçindekiler
Contents

Sayfalar III - IV

ÖZGÜN ARAŞTıRMA
4.
Periodontitis ve tip 2 diyabetli bireylerdeki glisemik kontrolün salya antimikrobiyal peptid seviyesine olan etkisinin incelenmesi
The effect of glycemic control on salivary antimicrobial peptide levels in patients with periodontitis and type 2 diabetes mellitus
Doğukan Yılmaz, Ali Orkun Topçu, Emine Ülkü Akçay, Ali&775; Tamer, Mustafa Altındiş
doi: 10.5505/yeditepe.2020.58070  Sayfalar 110 - 116
GİRİŞ ve AMAÇ: İnsan beta-defensinler (hBD) ve kathelisin (LL-37) homeostazın sağlanmasında önemli ve çoklu görevler alırlar. Oral ve periodontal doku ve sıvılarda, Tip 2 Diabetes Mellitus (T2DM) ile bu peptidler arasındaki ilişki net değildir. Çalışmamızın amacı, T2DM’li bireylerde glisemik kontrol seviyesinin, salya hBD ve LL-37 konsantrasyonu üzerine olan etkisinin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 178 birey dahil edilmiştir. Demografik veriler, dental ve medikal geçmişler sözlü olarak elde edilmiştir. Glisemik kontrol seviyeleri için açlık kan şekeri ve glikolize hemoglobin (HbA1c) değerleri ölçülmüştür. Tüm ağız periodontal indeks değerleri ölçülerek panaromik filmler yardımıyla periodontal teşhisler yapılmıştır. Bireylerden stimüle olmayan yöntemle salya örnekleri toplanmış ve ELISA tekniği ile salya hBD -1, -2, -3, LL-37 ve ileri glikolizasyon son ürünü (AGE) değerleri ölçülmüştür.
BULGULAR: Dişeti sağlıklı bireylerden oluşan gruplar arasında ve kontrollü T2DM bireylerin salya hBD seviyelerinin diğer gruplara oranla anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. (p<0.001) Periodontitisli ve kontrollü T2DM’li bireylerin salya hBD seviyelerinin ise; diğer periodontitisli gruplara göre anlamlı derecede düşük olduğu tespit edilmiştir. (p<0.001). Salya LL-37 değerleri incelendiğinde ise; hem dişeti sağlıklı hem de periodontitisli bireylerden oluşan gruplarda, kontrolsüz T2DM’li bireylerden oluşan gruplarda en yüksek olduğu tespit edilmiştir. (p<0.001, p<0.001, sırasıyla) Korelasyon analizlerine göre, periodontitisli ve kontrollü T2DM’li bireylerin salya hBD-1, -2, -3 değerleri salya AGE miktarı ile negatif korelasyon gösterirken (r=-0.411 p=0.020, r=-0.389 p=0.028, r=-0.344 p=0.044, sırasıyla) LL-37 miktarı pozitif korelasyon göstermektedir (r=0.601 p=<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Glisemik kontrol salya hBD ve LL-37 konsantrasyonu üzerinde bağımsız bir belirteçtir.
INTRODUCTION: The purpose of this study was to evaluate the dentists’ knowledge, attitude and behaviour regarding dental trauma in Rize Province.
METHODS: Total of 121 dentists, 73 females and 48 males, were included in this study. A questionnaire consisted of 34 questions and three sections was applied face to face. Personal and professional knowledge and attitudes about dental trauma were evaluated. The association between the dentists at different education level and trauma intervention were analyzed with chi-square test.
RESULTS: Most of general dentists (48.1%), postgraduate students (69.6%) and specialists (53.3%) preferred composite, fiber and ligature wire as splint materials, respectively (p<0.001). There was statistically significant association between dental education level with permanent extrusion (p = 0.004) and avulsion cases with closed apex in dry environment less than 1 hour (p = 0.004) and more than 1 hour (p<0.001) outside the mouth, enamel fracture of permanent tooth (p = 0.027) and alveolar fracture (p = 0.013), primary tooth extrusion (p = 0.013), and avulsion injuries (p = 0.017). Also, statistically significant relationship was found between dental education level and management of enamel fracture (p<0.001), uncomplicated crown fracture (p<0.001), intrusion (p = 0.018) along with alveolar fracture (p = 0.002) injuries.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Dentists had sufficient knowledge about dental trauma but avoided intervention in various types of traumatic dental injuries. With in the limits of this study, additional theoretical and practical training on the emergency treatment of cases.may be recommended.

5.
Farklı kahve türlerinde bekletilen kompozit rezinlerin renk stabilitelerinin incelenmesi
Investigation of the color stability of kept composite resins in different coffee types
Suzan Cangül, Özkan Adıgüzel, Server Ünal, Samet Tekin, Ezgi Sonkaya, Begüm Erpaçal
doi: 10.5505/yeditepe.2020.46362  Sayfalar 117 - 122
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmadaki amaç pH dereceleri farklı kahve türlerinin estetik amaçla kullanılan kompozit rezinlerin renk değişimine etkisini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada 4 farklı kompozit rezin (Estelite Sigma Quick, G-Aenial, Clearfil Majesty Esthetic, Ceram X One) ve 5 farklı kahve çeşidi (Nescafe, Ethiopia, Colombia, Veranda ve Türk kahvesi) kullanılmıştır. Her bir kompozit rezinden 40’ar tane olacak şekilde 2 mm derinliğinde 8 mm çapında silindir şeklinde toplam 160 tane disk hazırlandı. Her kahveye 8 adet kompozit disk konulacak şekilde rezin grupları 5 alt gruba ayrıldı. 24 saat, 48 saat ve bir hafta kahve solüsyonlarında bekletilen kompozit rezinlerin her bekletme sonrası renk ölçümleri tekrarlandı. Ölçümler Vita easyshade ölçüm cihazı ile yapıldı. İstatistiksel analizler tek yönlü varyans analizi (one-way ANOVA), Post-hoc, Friedman ve Ki-kare testleri kullanılarak yapıldı. (p=0,05).
BULGULAR: İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda en fazla renklendirmeye sebep olan bekletme solüsyonu nescafe, en az renklenen kompozit rezin ise Clearfil Majesty olarak belirlenmiştir. Estelite Sigma Quick diğer rezinlere oranla daha fazla renklenme göstermiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada kahve türlerinin restoratif materyallerde ciddi renklenmelere neden olduğu, fakat yapılan çalışmaların azlığı nedeniyle yeni klinik çalışmalara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır.
INTRODUCTION: The aim of this study is to evaluate the effect of different coffee grades on the color change of composite resins used for aesthetic purpose.
METHODS: Four different composite resins (Estelite Sigma Quick, G-Aenial, Clearfil Majesty Esthetic and Ceram X One) and 5 different coffee types (Nescafe, Ethiopia, Colombia, Veranda and Turkish coffee) were used in the study. A total of 160 discs with a diameter of 8 mm and a depth of 2 mm were prepared as 40 composite particles each. Resin groups were divided into 5 subgroups, each containing 8 composite discs. Repeated color measurements were repeated every 24 hours, 48 hours, and 1 week in the resin solutions of the composite resins left in the coffee solutions. Measurements were made with the Vita Easyshade measuring instrument. Statistical analyzes were performed using one-way ANOVA, Post-hoc, Friedman and Chi-square tests. (P = 0.05).
RESULTS: As a result of the statistical evaluations, the most staining solution was nescafe, and the least colored composite resin was determined as Clearfil Majestry. Estellite Sigma Quick showed more color than other resins.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this study, it was concluded that coffee species caused significant coloring in restorative materials, but new clinical studies were needed because of the lack of studies.

6.
Türk popülasyonundaki çocuklarda kronolojik yaş, dişsel yaş ve iskelet yaşı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Evaluation of relationship between chronological age, dental age and skeletal age in children of Turkish population
Derya İçöz, Hilal Özbey, Burak Kerem Apaydın
doi: 10.5505/yeditepe.2020.59913  Sayfalar 123 - 128
GİRİŞ ve AMAÇ: Son yıllarda yaş tahmin yöntemleri, bireylerin kimliklerinin belirlenmesinin yanı sıra yasal sorumluluklar, doğum kayıtları, evlilik, iş başvuruları, cerrahi ve ortodontik tedavi planlamaları gibi birçok sebeple yaşayan bireyler için de yaygın kullanılır hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Türk popülasyonundaki çocuklarda Fishman ve Willems teknikleri kullanılarak elde edilen iskelet yaşı ve dental yaşın birbirleriyle ve kronolojik yaşla ilişkisini değerlendirmekti.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yaşları 11-15.9 arasında değişen 150 bireye ait (75 kız ve 75 erkek) el-bilek radyografları Fishman tekniğine göre ve dijital panoramik radyograflar ise Willems tekniğine göre değerlendirilerek bireylerin iskelet ve dental yaşları belirlendi. Elde edilen veriler arasındaki ilişki eşleştirilmiş örneklem t testi ve Wilcoxon işaret sıralı testi kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi.
BULGULAR: Kızlarda hem iskelet yaşı hem dental yaş kronolojik yaşa göre yüksek tahmin edilirken, erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Hem kız hem de erkeklerde iskelet yaşı dental yaşla uyumlu bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Erkeklerde istatistiksel olarak fark anlamlı olmamakla birlikte Türk çocuklarında, kullanılan tekniklere göre hem iskeletsel hem de dental matürasyonun erken olduğunu söylemek mümkündür.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the relationship between chronological age, skeletal and dental age obtained by using Fishman and Willems techniques in Turkish population.
METHODS: Hand-wrist radiographs and digital panoramic radiographs of 150 individuals (75 female and 75 male) aged 11-15.9 years were evaluated according to Fishman and Willems technique to determine skeletal and dental ages of individuals. The relationship between the obtained data was statistically analyzed using paired sample t test and Wilcoxon signed rank test.
RESULTS: Both skeletal age and dental age were higher than chronological age in females and no statistically significant difference was seen in males. Skeletal and dental ages were found to be compatible for both males and females.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although there is no statistically significant difference for males, it is possible to say that both the skeletal and dental maturation according to the used techniques are early in Turkish children.

7.
Farklı yüzey hazırlık işlemlerinin rezin bazlı, polimer infiltre seramik ve feldspatik cad/cam materyallerinin yüzey pürüzlülüğüne etkisi
The effect of surface preparation methods on the surface roughness of resin based, polymer infiltrated ceramic and feldspatic CAD/CAM materials
Burcu Dikici, Elif Türkeş Başaran, Esra Can
doi: 10.5505/yeditepe.2020.44712  Sayfalar 129 - 136
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı farklı yüzey hazırlama işlemlerinin rezin bazlı, polimer infiltre seramik ve feldspatik bazlı CAD/ CAM materyallerinin yüzey pürüzlülüğüne etkisini incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Rezin bazlı (Lava; 3M ESPE ve Cerasmart; GC), polimer infiltre seramik (Enamic; Vita) ve feldspatik seramik (Cerec; Sirona Dentsply) CAD/CAM bloklar 2 mm kalınlıkta örneklere ayrıldı ve her bir CAD/CAM materyalinden 30’ar adet örnek elde edildi. Rezin bazlı CAD/CAM blokları kendi içinde cila, kontrol (kumlama (SB)), kombine uygulama (kumlama+hidroflorik asit (SB+HF)); seramik bazlı CAD/CAM blokları ise cila, kontrol (hidroflorik asit (HF)), kombine uygulama (SB+HF) olmak üzere 3’er alt gruba ayrıldı (n=10). Cila grubunda örnekler 1200 gritlik SiC zımparaya kadar cilalandı. Kumlama grubunda örnekler 50 µm alüminyum oksit ile kumlanırken, HF asit grubunda örnekler %5’lik HF asit (Ultradent) ile 60 sn asitlendi. Kombine gruplarda örnekler kumlama işlemini takiben asitlendi. Tüm örneklerin yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) profilometre cihazı (Perthometer M1 Mahr) kullanılarak ölçüldü. Sonuçlar one way ANOVA ve post hoc Tukey testleri ile değerlendirildi (p<0.05).
BULGULAR: Cilalanmış Cerec en düşük yüzey pürüzlülük değerlerini verirken, Enamic istatistiksel olarak en yüksek Ra değeri göstermiştir (p<0,01). Yüzey işlemleri bütün materyallerde yüzey pürüzlülükleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p<0,01). HF asit uygulaması sonrası Enamic, Cerec grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek Ra değeri gösterirken (p<0,01), kumlama sonrası Cerasmart ve Lava grupları arasında fark gözlenmemiştir (p=0,446). Kombine uygulamalar sonucunda en yüksek yüzey pürüzlülüğü Cerasmart’ta izlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Cerec materyalinin en az pürüzlülük değerine sahip CAD/CAM blok olduğu gözlenmiştir. Yüzey işlemleri rezin, polimer infiltre ve feldspatik bazlı CAD/CAM materyallerinin yüzey pürüzlülüklerini arttırmış ve bu etki materyalin yapısına göre değişiklik göstermiştir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the effect of surface preparation methods on the surface roughness of resin based, polymer infiltrated ceramic and feldspatic CAD/CAM materials.
METHODS: Two types of resin based CAD/CAM materials (Lava; 3MESPE and Cerasmart; GC), polymer infiltrated ceramic (Enamic; Vita), and feldspatic ceramic (Cerec; Sirona, Dentsply) blocks were cut into slabs of 2 mm thickness and 30 specimens were obtained from each CAD/CAM blocks. While resin based blocks were divided into three subgroups as untreated, control (sandblasting (SB)), combined (sandblasting+ hydrofluoric acid (SB+HF)); ceramic groups were divided into three subgroups as untreated, control (HF etch), combined ((SB+HF)). In untreated groups, specimens were polished up to 1200 grit SiC paper while sandblasted with 50 µm aluminum oxide in SB groups. In SB+HF groups, the specimens were sandblasted and etched. Surface roughness (Ra) were measured using digital profilometer (Marh, Perthometer M2). Statistical analysis was performed using One-way ANOVA and post hoc Tukey test.
RESULTS: The lowest Ra value was obtained with untreated Cerec blocks while Enamic resulted in significantly highest Ra value (p<0,01). Surface preparation methods significantly increased the surface roughness of CAD/CAM materials (p<0,01). Following HF etch, Enamic exhibited significantly higher Ra values than Cerec. After sandblasting, Cerasmart and Lava showed significantly similar Ra values. Following combined preparation methods, Cerasmart showed the highest Ra values.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Cerec CAD/CAM blocks exhibited the smoothest surface. Sandblasting and acid etching resulted in increased surface roughness of resin based, polymer infiltrated and feldspatic CAD/CAM materials and its effects differs from the material structure.

8.
CAD/CAM sistemiyle hazırlanan üç üyeli monolitik zirkonya ve zirkonyum destekli restorasyonların FDI kriterlerine göre değerlendirilmesi: Bir yıllık klinik split-mouth çalışması
Evaluation of three-unit monolithic zirconia and zirconia-supported fixed partial dentures designed with CAD/CAM system by FDI criteria: A one year clinical split-mouth study
Elçin Keskin Özyer, Erkut Kahramanoğlu, Yasemin Kulak Özkan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.78557  Sayfalar 137 - 146
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu in vivo çalışmanın amacı, posterior bölgedeki 3 üyeli zirkonyum destekli ve monolitik zirkonya restorasyonların klinik başarısını değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza, simetrik (split-mouth) alt çene birinci molar eksikliği olan 3 üyeli sabit protetik tedavi gereksinimli 20 katılımcı dahil edilmiştir. Hastalara CAD/CAM kullanılarak toplam 40 adet köprü restorasyonu (20 adet monolitik zirkonya restorasyon (Zenostar T) ve 20 adet zirkonyum destekli restorasyonların altyapıları (IPS e.max ZirCAD)) üretilmiştir. Üstyapı veneer seramiği (IPS e.max Ceram) ile tabakalama tekniği kullanılarak zirkonyum destekli restorasyonların üretimi tamamlanmıştır. Klinik değerlendirmeleri 1. hafta, 6. ay ve 1. yılda FDI kriterleri kullanılarak yapıldı. İstatistiksel analiz için “Friedman” ve “Wilcoxon” testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Elde edilen verilere göre çift tabakalı ve monolitik restorasyonlarda estetik kriterlerden “yüzey parlaklığı”, “yüzeyel ve marjinal renklenme”, “renk uyumu ve translusensi”, “estetik ve anatomik form” değerlerinde zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Çalışmamızda, FDI’in fonksiyonel ve biyolojik kriterleri için elde edilen veriler çift tabakalı ve monolitik restorasyonlar için istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: FDI kriterleri kullanılarak yapılan incelemelerde “renk uyumu ve translusensi” değerlendirmelerinde zirkonyum destekli restorasyonların; “estetik ve anatomik form” değerlendirmelerinde monolitik zirkonya restorasyonların daha başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Çalışmamızda, zirkonya restorasyonların 1 yıllık klinik takibinde başarı oranı %100 olarak belirlenmiştir.
INTRODUCTION: The aim of this in vivo study was performed to evaluate and compare clinical success of 3-unit zirconia-supported and monolithic zirconia restorations in the posterior region.
METHODS: Twenty patients who required three-unit fixed partial dentures due to a missing first molar in both half jaws (split-mouth design) were included in this in vivo study. A total of 40 bridge restorations (20 restorations were monolithic zirconia (Zenostar T), and the framework of 20 were zirconia-supported restorations (IPS e.max ZirCAD)) were fabricated with CAD/CAM technology. Zirconia-supported restorations built with superstructure by hand-layering technique with veneering ceramic (IPS e.max Ceram). Clinical evaluations were made at 1. week, 6. months and 1. year using FDI criteria. Statistical analysis was performed using “Friedman” and “Wilcoxon” tests were used.
RESULTS: There was no statistically significant difference within the double-layer and monolithic restoration groups for aesthetic criteria (“Surface brightness”, “Superficial and marginal staining”, “Color matching and translucency”, “Aesthetic and anatomical form”) depending on time (p>0,05). The data obtained from this study according to the functional and biological criteria of FDI were not statistically significant for double-layer and monolithic restorations (p>0,05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to the criteria of FDI, the zirconium supported restorations were found to be more successful in “Color matching and translucency” and monolithic zirconia restorations were found to be more successful in “Aesthetic and anatomical form” evaluation. In the present study, the success rate was determined as 100% in 1-year clinical follow-up of zirconia restorations.

9.
Farkli cila sistemlerinin kompozit rezinlerin yüzey pürüzlülükleri üzerine etkisi
Effect of different polishing system on surface roughness of composite resins
Dilber Bilgili, Ayşe Dündar, Çağatay Barutçugil, İsmail Burak Öcal
doi: 10.5505/yeditepe.2020.52386  Sayfalar 147 - 153
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, dört farklı kompozit cila sisteminin farklı türdeki üç kompozit rezinin yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada bir anterior (GradiaSO), bir posterior (Filtek P60) ve bir akıcı kompozit (Clearfil Majesty Flow) kullanılmıştır. Her kompozit grubunda 40 örnek olacak şekilde, 5 mm çapında 2 mm kalınlığında toplam 120 örnek teflon kalıplar kullanılarak hazırlandı. Her bir cila sistemi için tüm örnekler 4’er alt gruplara ayrıldı (n=10). Her kompozit grubu için SofLex Disk ve SofLex Spiral, Dimanto ve IdentoFlex Composite Polishers cila sistemleri kullanıldı. Hazırlanan kompozit örnekleri Sof-Lex Disk’in en kalın grenli zımparası ile pürüzlü hale getirildi. Ardından profilometre cihazı ile pürüzlülük değerleri (Ra) kaydedildi. Örnekler 24 saat boyunca oda sıcaklığında distile su içerisinde bekletildikten sonra cila işlemi yapıldı ve yüzey pürüzlülüğü tekrar ölçüldü. Çok yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey HSD çoklu testleri ile istatistiksel analiz yapıldı (p<0,001).
BULGULAR: Tüm kompozitler bitirme ve cila işlemlerinden anlamlı derecede etkilenmişlerdir (p<0,001). Tüm bitirme ve cila işlemleri için akıcı kompozitte bir farklığa rastlanılmamıştır. Bununla birlikte 3M Sof-lex Disk cila seti posterior ve anterior kompozitin her ikisinin de yüzey pürüzlülüğünü diğer cila setlerinden daha fazla azaltmıştır (p<0,001). 3M SofLex Disk seti, tüm kompozit gruplarında benzer etki göstermiş, kompozit türleri arasında bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,001). Tüm cila sistemleri en çok Clearfil Majesty Flow’da etkili bulunmuştur (p<0,001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yüzey pürüzlülüğü bu çalışmada kullanılan hem cila sistemlerine hem de kompozit rezin materyallere göre farklılık göstermektedir. Bütün kompozit gruplarında 3M SofLex disk cila seti diğer sistemlere göre daha etkili sonuçlar ortaya koymaktadır.
INTRODUCTION: In this study, it was aimed to investigate the effects of four different composite polishing systems on the surface roughness of three different composite resins.
METHODS: An anterior (GradiaSO), a posterior (Filtek P60) and a flowable composite (Clearfil Majesty Flow) were used in this study. A total of 120 specimens with a diameter of 5 mm and a thickness of 2 mm were prepared using teflon molds, with 40 samples in each composite batch. For each polishing system, all samples were divided into 4 subgroups (n = 10). SofLex Disk, SofLex Spiral, Dimanto and IdentoFlex Composite Polishers were used. The prepared composite samples were roughened with the thickest grained abrasive of the Sof-Lex disc. The roughness values (Ra) of each sample were then recorded using a surface roughness device. After the samples were incubated in distilled water at room temperature for 24 hours, polishing procedure were carried out and surface roughness were measured again. Multiple analysis of variance (ANOVA) and Tukey HSD multiple tests were used for statistical analysis (p<0.001).
RESULTS: All composites were significantly affected by finishing and polishing procedure (p<0.001). No difference was found in the flowable composite for all procedure. However, the 3M SofLex disc significantly reduced the roughness of both the posterior composite and the anterior composite with regard to the other polishing systems (p<0.001). 3M SofLex disc showed similar effect in all composite groups, no difference was detected between composite types (p>0.001). All polishing systems were most effective in Clearfil Majesty Flow (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Surface roughness differs according to both the polishing systems and the composite resin materials that used in this study. 3M SofLex disc shows more effective results in all composite groups according to the other polishing systems.

10.
Rize ilinde görev yapmakta olan diş hekimlerinin dental travma yönetimi konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Evaluation of dentists' knowledge, attitude and behavior about the management of dental trauma in Rize province
Sema Aydınoğlu, İpek Arslan, Zeynep Demirez
doi: 10.5505/yeditepe.2020.77598  Sayfalar 154 - 161
GİRİŞ ve AMAÇ: Rize ilinde görev yapmakta olan diş hekimlerinin dental travmalar karşısında bilgi, beceri ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya Rize ilinde görev yapmakta olan 73’ü kadın ve 48’i erkek olmak üzere 121 hekim dahil edildi. Katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanan anket içerisinde toplam 34 sorudan oluşan üç bölüm yer aldı. Hekimlerin kişisel ve mesleki bilgileri, dental travma karşısında tutumları yüz yüze görüşme yöntemiyle değerlendirildi. Diş hekimliği eğitim seviyesine göre belirlenen gruplarda travma ile ilgili hekimlere yöneltilen soruların cevapları ki-kare testi kullanılarak analiz edildi.
BULGULAR: Genel diş hekimlerinin %48.1’inin kompoziti, uzmanlık öğrencilerinin %69.6’sının fiberi ve uzmanların %53.3’ünün ligatür telini splint materyali olarak tercih ettiği görüldü (p<0.001). Ağız dışında 1 saatten az (p=0.004) ve 1 saatten fazla (p<0.001) kuru ortamda kalan kök ucu kapalı daimi diş avülsiyon ve ekstrüzyon (p=0.004) vakaları, daimi diş mine kırığı (p=0.027) ve alveol kırığı (p=0.013) olguları ile süt dişi ekstrüzyon ve avülsiyon (p=0.013, p=0.017) yaralanmaları karşısındaki tedavi yaklaşımları ile diş hekimliği eğitim seviyesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlendi. Mine kırığı (p<0.001) ve komplike olmayan kuron kırığı (p<0.001) vakaları ile intrüzyon ve alveol kırığı (p=0.018, p=0.002) yaralanmalarına müdahalede bulunma durumu açısından katılımcılar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Diş hekimlerinin dental travma konusunda yeterli bilgiye sahip oldukları ancak çeşitli travma tiplerinde müdahaleden kaçındıkları görüldü. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, diş hekimlerinin yetersiz oldukları konular ile ilgili teorik ve uygulamalı eğitimlerin verilmesi önerilebilir.
INTRODUCTION: The purpose of this study was to evaluate the dentists’ knowledge, attitude and behaviour regarding dental trauma in Rize Province.
METHODS: Total of 121 dentists, 73 females and 48 males, were included in this study. A questionnaire consisted of 34 questions and three sections was applied face to face. Personal and professional knowledge and attitudes about dental trauma were evaluated. The association between the dentists at different education level and trauma intervention were analyzed with chi-square test.
RESULTS: Most of general dentists (48.1%), postgraduate students (69.6%) and specialists (53.3%) preferred composite, fiber and ligature wire as splint materials, respectively (p<0.001). There was statistically significant association between dental education level with permanent extrusion (p = 0.004) and avulsion cases with closed apex in dry environment less than 1 hour (p = 0.004) and more than 1 hour (p<0.001) outside the mouth, enamel fracture of permanent tooth (p = 0.027) and alveolar fracture (p = 0.013), primary tooth extrusion (p = 0.013), and avulsion injuries (p = 0.017). Also, statistically significant relationship was found between dental education level and management of enamel fracture (p<0.001), uncomplicated crown fracture (p<0.001), intrusion (p = 0.018) along with alveolar fracture (p = 0.002) injuries.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Dentists had sufficient knowledge about dental trauma but avoided intervention in various types of traumatic dental injuries. With in the limits of this study, additional theoretical and practical training on the emergency treatment of cases.may be recommended.

11.
Ortognatik cerrahi tedavinin burun üzerine etkilerinin 3 boyutlu fotografik yöntemle incelenmesi
Evaluation of nasal soft tissue changes in orthognathic surgery patients with 3-Dimensional (3D) photographic method
Gökhan Çoban, İbrahim Yavuz
doi: 10.5505/yeditepe.2020.96967  Sayfalar 162 - 169
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı maksiller ilerletme ile birlikte gömme cerrahisi uygulanan hastalarda, burun yumuşak dokularında meydana gelen değişimin stereofotogrametrik yöntemle incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza, Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı’nda sabit ortodontik tedavileri yapılmış ve maksiller ilerletme ile birlikte total gömme cerrahisi uygulanmış, yaşları 18-24 arasında değişen (ortalama 20,1±2,2 yaş) 15 kadın 15 erkek toplam 30 birey dahil edilmiştir. Üst çenenin ortalama ilerletme miktarı 4,4±1,3 mm iken; gömme miktarı 2,1±1,1 mm’dir. 3 boyutlu stereofotogrametrik görüntüler operasyondan hemen önce ve operasyondan en az 6 ay sonra alınmıştır. Çalışmamızda burun alanı ile birlikte 6 noktasal, 4 doğrusal, 1 açısal ölçüm yapılmıştır. Veriler, cinsiyetler arasında farklılık gözlenmediği için tek grup olarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel analiz için ‘paired t testi’ ve ‘Wilcoxon Rank’ testi kullanılmıştır. Maksiller gömme ve ilerletme miktarları ile burun yumuşak dokularında meydana gelen korelasyon ‘Pearson ve Spearman analizleri’ ile değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Alare (al) ve alare curvature (ac) noktaları ameliyattan sonra vertikal yönde daha yukarda, horizontal yönde daha lateralde, anteroposterior yönde daha önde konumlanmıştır. Pronasale (prn) ve subnasale (sn) noktalarında horizontal yönde anlamlı bir hareket izlenmezken diğer yönlerde al ve ac noktalarına benzer şekilde hareket ettikleri gözlemlenmiştir. Burun genişliği ve burun tabanı mesafesi artarken; burun alanında, burun uzunluğu, kolumellar uzunluk ve burun ucu protrüzyonunda bir değişiklik izlenmemiştir. Maksiller ilerletme ile Prn ve Sn’nin öne hareketi, maksiller gömme ile bilateral Al ve Ac’nin öne hareketi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Burun yumuşak dokularının, uzayın 3 boyutunda, maksillanın hareketlerinden etkilendiği görülmüş olup, bu değerlendirmede stereofotogrametrinin kullanımı kolay ve yararlı bir aygıt olduğu düşünülmektedir.
INTRODUCTION: The purpose of this study is to assess the changes in nasal soft tissues with stereophotogrammetric method in patients who have treated with maxillary advancement and impaction.
METHODS: In this study, fixed orthodontic treatments were performed in Erciyes University, Faculty of Dentistry, Department of Orthodontics. 15 female and 15 male patients between 18-24 ages (mean 20,1 ± 2,2 years) was included. The mean amount of maxillary advancement was 4,4±1,3 mm; the mean amount of impaction was 2,1 ± 1,1 mm. 3D record were taken just before and at least 6 months post-surgery. Data were combined as a single group because there was no difference between the sexes. 'Paired t test' and 'Wilcoxon Rank' tests was used for the statistical analysis. Correlation between soft and hard tissue changes were assessed with ‘Pearson and Spearman correlation analyses’.
RESULTS: Alare (al) and alare curvature (ac) were located higher, moved lateral and forward post-surgery. While there was no change in the horizontal positions of the pronasale (prn) and subnasale (sn); in other directions they moved in the same way as the al and ac. While nasal ala and alar base width increased; no changes were found in the nasal area, nasal bridge and columellar length and nasal tip protrusion. A significant relationship was found between maxillary advancement and anterior movement of prn and sn’; maxillary impaction and anterior movement of bilateral al and ac.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Nasal soft tissues were affected from surgical movement of maxilla and stereophotogrammetry is easy to use and useful device in 3D evaluation.

12.
Periodontoloji kliniklerine başvuran hastaların periodontal sağlık durumlarının ve sigara kullanımlarının tedavi öncesi ve sonrası klinik parametreler üzerine etkilerinin değerlendirilmesi: Retrospektif kesitsel bir çalışma (Bölüm II)
Evaluation of the effects of patients’ periodontal health status and smoking habits on clinical parameters were treated in the periodontology clinics: A retrospective cross-sectional study (Part II)
Ogül Leman Tunar, Hare Gürsoy, Ebru Özkan Karaca, Hazel Zeynep Kocabaş, Gizem İnce Kuka, Bahar Eren Kuru
doi: 10.5505/yeditepe.2020.50570  Sayfalar 170 - 175
GİRİŞ ve AMAÇ: 2017-2018 tarihleri arasında başlangıç periodontal tedavilerini Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı öğrenci kliniklerinde tamamlayan hastaların periodontal sağlık durumlarını ve sigara alışkanlıklarının, işlem öncesi ve işlem sonrası klinik parametreleri ile karşılaştırılması amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif kesitsel çalışmaya, Periodontoloji Anabilim Dalı hasta kartları taranan periodonsiyumu etkileyen herhangi bir sistemik hastalığa sahip olmayan 603 hasta dahil edildi. Bu hastaların demografik verileri, periodontal teşhisleri, sigara kullanımları, başlangıç tedavileri öncesi ve sonrası kayıt altına alınan farklı periodontal klinik parametreleri (sondalama derinliği (SD), plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondalamada kanama (SK)) değerlendirilip karşılaştırıldı.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hasta popülasyonunun 339’unun (%56,2) kadın, 264’ünün (%43,8) erkek olduğu ve yaş ortalamalarının 37,48±14,43 yıl olduğu tespit edildi. Vakaların 384’ünün (%63,7) Kronik Periodontitis’li (KP) iken, 219’unun (%36,3) Gingivitis’li (G) olduğu görüldü. KP’li Current Smoker hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası GI fark değerlerindeki düşüş miktarı Never ve Former Smoker bireylerden anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0,017).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada elde edilen klinik sonuçlar doğrultusunda sigara kullanımının periodontal sağlık değerleri üzerinde olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir.
INTRODUCTION: This study was aimed to compare the periodontal health status and smoking habits of the patients who completed their initial periodontal treatments in Yeditepe University Faculty of Dentistry Periodontology Department, between years in 2017 and 2018, with the clinical parameters before and after the treatment.
METHODS: In this retrospective cross-sectional study 603 patients who did not have any systemic diseases affecting the periodontium were included. Demographic data of these patients, periodontal diagnoses, smoking habits, different periodontal clinical parameters recorded before and after the initial treatments (probing depth (PD), plaque index (PI), gingival index (GI), bleeding on probing (BOP)) were evaluated and compared.
RESULTS: It was determined that 339 (56.2%) of the total patient population included in the study were female and 264 (43.8%) were male and their mean age was 37.48 ± 14.43 years. While 384 (63.7%) of the cases were Chronic Periodontitis (CP), 219 (36.3%) of them were found to diagnosed as Gingivitis (G). The decrease in GI difference values before and after the treatment of Current Smoker CP patients was significantly lower than Never and Former Smoker CP patients (p<0.017).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In accordance with the clinical results obtained in this study, smoking has been shown to have negative effects on parameters of periodontal health status.

13.
Çocuklarda bilişsel seviye ve ağız diş sağlığı: Bir pilot çalışma
The intelligence profile and oral health in children: A pilot study
Müesser Ahu Durhan, Seda Özsalih, Mısra Özalp, Ömer Birkan Ağralı, Hanife Nuray Yılmaz, Betül Şen Yavuz, Betül Kargül
doi: 10.5505/yeditepe.2020.47568  Sayfalar 176 - 179
GİRİŞ ve AMAÇ: Geleneksel tanımına göre zeka; uzun dönem içinde, başarının ve akademik yeterliliğin ana faktörü olarak kabul edilmiştir. Zekâ akıl yürütme, problemi planlama, problem çözme, düşünme, fikirleri anlama, dilleri kullanma ve öğrenme gibi birçok yetenek içeren bir bütündür. Çocukların periodontal dokuları erişkin bireylerden farklı olmakla birlikte, periodontal problemler de farklı tablolarla karşımıza çıkabilir. Bu çalışmanın amacı, 10-15 yaş arasındaki çocuk hasta grubunda, dişeti iltihabı ile bilişsel durum arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 39 çocuk hasta dahil edildi ve ebeveynlerinden yazılı onam alındı. Bilişsel işlev, Raven’ın Standart İlerleme Matrisi ile ölçüldü. Bu testte, her bir katılımcıdan gelen doğru cevapların sayısı hesaplanıp, ağız sağlığı durumu ile ilgili bilgiler DMFT, Gingival İndeks (Gİ), Plak İndeks (Pİ), ve Sondalama derinliği (SD) ölçümlerine göre elde edildi. İstatistiksel analizler SPSS 16.00 yazılımı kullanılarak yapıldı.
BULGULAR: Yaş ortalaması 11.67 ± 1.40 olan 20 erkek (% 51,3), 19 kız (% 48,7) çocuk değerlendirildi. Doğru cevap sayısı 12 ile 53 arasında değişirken Raven skoru ortalaması %57.79± 14.09 olarak bulundu. Sırasıyla, ortalama DMFT, Gİ, Pİ, SD; 5.26± 2.64, 0.80 ± 2.19, 1.17 ± 0.44 ve 1.78 ± 0.28 olarak tespit edildi. Hastaların ortalama seans sayısı 3.92 ± 4.01 olarak hesaplandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çocuk hastalardaki çürük ve periodontal durum ile bilişsel seviyeyi birlikte araştıran ilk çalışma niteliğindeki öncül çalışmamızın sonuçları bilişsel durum ile periodontal durum arasında anlamlı ilişki olmadığını ortaya koymaktadır.
INTRODUCTION: Intelligence, based on its traditional definition, have been considered as the major factor for the success of the academic sufficiency. Intelligence is a sum that includes many skills such as reasoning, problem planning, problem solving, thinking, understanding, language use and learning. Periodontal tissues of children are different from adults. Moreover, periodontal problems can also be displayed in various different ways in children. The aim of this study is to investigate whether there is a relationship between gingivitis and cognitive status in pediatric patients aged 10-15 years.
METHODS: 39 pediatric patients were included. Cognitive function was measured using Raven's Standard Progress Matrix. In this test, the number of correct answers from each participant was calculated and information about oral health status was obtained according to DMFT, Gingival Index (GI), Plaque Index (PI), and Probing depth (SD) measurements. Statistical analyzes were done using SPSS 16.00 software.
RESULTS: Twenty boys (51.3%) and 19 girls (48.7%) with mean age of 11.67 ± 1.40 were evaluated. While the number of correct answers varied between 12 and 53, the mean Raven score was 57.79 ± 14.09%. Mean DMFT, GI, PI, PD, was determined as 5.26 ± 2.64, 0.80 ± 2.19, 1.17 ± 0.44 and 1.78 ± 0.28, respectively. The average number of sessions of the patients was calculated as 3.92 ± 4.01.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of our preliminary study which investigated caries, periodontal status and cognitive level in pediatric patients, demonstrated that there is no significant relationship between cognitive status and periodontal status.

DERLEME
14.
Diabetes mellitus, periapikal enfeksiyon ve kök kanalı tedavisi ilişkisi
The relationship between diabetes mellitus, periapical infection and root canal treatment
Güher Barut, Beliz Özel, Rabia Figen Kaptan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.55477  Sayfalar 180 - 185
Diabetes mellitus (DM) en yaygın metabolik bozukluklardan biridir. DM, yara iyileşmesinde güçlükler, sistemik ve ağız içinde özellikle pulpa bütünlüğü üzerinde doğrudan etkisi görülen hiperglisemi ile karakterizedir. Yapılan çalışmalar kontrolsüz diyabet hastalarında kök kanal tedavisi ihtiyacının, periapikal lezyon yaygınlığının, kemik kayıplarının ve kök kanal tedavisi sonrası başarısızlığın daha yüksek olduğunu göstermektedir. Hiperglisemi, pulpa dokusunda bozulmuş kan dolaşımı ve iskemi sonucunda nekroz riskinin artmasına, buna ek olarak diş ağrısı ve hassasiyetlerin artmasına neden olmaktadır. Hipergliseminin kemik erimesini arttırıp, osteoblastik aktiviteyi azalttığı moleküler düzeyde açıklansa da DM ve kemik metabolizması arasındaki ilişki tam olarak anlaşılamamıştır. DM’nin sistemik etkilerinin yanı sıra ağız sağlığı ile ilişkisini bilmek, kök kanal tedavisinin teşhis, tedavi ve takibinde büyük önem taşımaktadır.
Diabetes mellitus (DM) is a metabolic disorder that is seen frequently. DM is usually characterised with extended wound healing, systemic and oral conditions linked to hyperglisema that especially affects pulpal integrity. Recent studies have shown that patients not receiving treatment for diabetes show a higher incidence in root canal treatment, spread of periapical lesion, bone loss and low prognosis. Hyperglisemia causes an interrupted blood circulation in the pulpal tissue which leads to ischemia thus, an elevated risk for necrosis. Additionally, DM may increase dental pain and sensitivity. Although it is known that an increase in bone loss related to hyperglisemia was explained through a decrease in osteoblastic activity, the relationship between DM and bone metabolism is yet to be understood. A comprehensive knowledge of the systemical effect of DM along with its effects on oral health is essential for the diagnosis, treatment and follow-up in root canal treatment.

OLGU RAPORU
15.
Aksesuar mezial kanala sahip alt büyük azı dişlerine endodontik yaklaşım: Olgu Serisi
Endodontic approach to mandibular molars with accessory mesial canals: Case Series
Vahide Hazal Yargıcı, Meriç Karapınar Kazandağ, Rabia Figen Kaptan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.75508  Sayfalar 186 - 190
Kök kanallarının iç anatomisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmak, endodontik tedavinin başarısını önemli ölçüde etkilemektedir. Alt büyük azı dişleri genellikle, mezial kökte 2 kanal, distal kökte 1 kanal olmak üzere; 2 köklü olarak tanımlansalar da, morfolojileri; ırk, yaş ve cinsiyete göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu farklılıkların tespit edilebilirliğini arttırmak için büyütme sistemleri, üç boyutlu radyografiler gibi ilave yöntemlerden yararlanılmaktadır. Bu olgu serisinin amacı, aksesuar mezial kanal varlığı tespit edilen üç adet alt büyük azı dişlerine endodontik yaklaşımı sunmaktır.
Adequate knowledge on the root canal anatomic variations is essential for successful endodontic treatment. Even though mandibular molar teeth are usually defined as having double roots that includes 2 canals in mesial root, and 1 or 2 canals in distal root; they show considerable variability and complexity in their internal morphology with regard to race, age, sex. For increasing the ability to detect of these variations; magnification systems can be used, such as 3 dimenional radiographs, etc. The purpose of this case series is to present the endodontic approach for mandibular molars with accessory mesial canals.

16.
Vertikal alveolar uzantılı modifiye nazoalveoler şekillendirme tedavisi: Olgu sunumu
Vertical alveolar stent added modified nasoalveolar molding therapy: Case report
R. Burcu Nur Yılmaz, Derya Çakan
doi: 10.5505/yeditepe.2020.49389  Sayfalar 191 - 197
Nazoalveolar şekillendirme (NAŞ) tedavisi ağız dışında burunu ve dudak segmentlerini, ve ağız içinde de alveolar segmentleri seviyelemektedir. Bazı dudak damak yarıklı (DDY) bebeklerde büyük alveolar segmentin mesiali nazal bölgeye doğru yukarı deviasyon göstermektedir. Gelenkesel NAŞ tedavisi ile sınırlı vertikal alveolar yeniden seviyeleme öngörülmektedir. Bu nedenle bu vaka raporunun amacı, vertikal alveolar uzantı (VAU) eklenmiş modifiye NAŞ ile tedavi olan 5 günlük komple dudak damak yarıklı bir bebeğin sunulmasıdır. Gelenksel burun parçasına ek olarak, 0.8’’paslanmaz çelikten VAU bükülüp ağıziçi aygıta eklenmiştir. Bu iki uzantı birbirine zıt kuvvet uygulamaktadır. Burun uzantısı burunu yukarı kaldırırken, alveolar vertikal seviyeleme sağlamak amacıyla VAU alveolar bölgeyi aşağı doğru bastırmaktadır. Ciddi vertikal alveolar deviasyon gösteren DDY’li bebeklerin tedavisinde VAU eklenmiş modifiye NAŞ tedavisi önerilmektedir.
Nasoalveolar molding (NAM) therapy align the deviated nose and separated lip segments extraorally as well as the alveolar segments intraorally. In some infants with cleft the mesial side of the bigger alveolar segment is deviated superiorly to the nasal region. Limited vertical alveolar realignment is expected with traditional NAM. Therefore the aim of this case report is to present a 5-days old infant with complete cleft lip and palate (CLP) who was treated with vertical alveolar stent (VAS) added modified NAM therapy. In addition to the traditional nasal stent, a vertical alveolar stent was bended from 0.8’’ stainless steel wire and applied to the intraoral plate. The two stents work with opposite force direction. While the nasal stent elevated the nasal dome, the VAS depressed the alveolar segment to align the alveolar segments in vertical dimensions. In infants with cleft who presented severe alveolar superior deviation VAS added modified NAM therapy may be recommended.



LookUs & Online Makale