Cilt No : 13 | Sayı : 2 | Yıl : 2017















Son Sayı Arşiv En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder
  
Yeditepe J Dent: 13 (2)
Cilt: 13  Sayı: 2 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
İki farklı bonding sisteminin erozyonlu mine dokusunda bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması
Comparison of microtensile bond strength of two different bonding systems on eroded enamel
Alev Özsoy, Mahmut Kuşdemir
doi: 10.5505/yeditepe.2017.40469  Sayfalar 7 - 10 (142 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Dental erozyon geri dönüşümü olamayan, çürüksüz sert doku kaybıdır. Ağız ortamında bulunan iç ya da dış kaynaklı asitler dental erozyonun ana etyolojik faktörüdür. Başta mine dokusu olmak üzere diğer diş sert dokuları da asitlerden etkilenerek çözünmeler gösterebilmektedir. Aynı zamanda bu çözünme sonucu restorasyonun diş dokusuna bağlanması da etkilenmektedir. Bu çalışmada normal ve erozyona uğramış mine dokusuna uygulanan farklı universal bonding sistemlerin mikrogerilme bağlanma dayanımları incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Portakal suyunda bekletilerek yapay erozyon oluşumu sağlanan mine yüzeyleri ve sağlam mine yüzeylerinde bir Univeral Bonding Sistem birde total-etch olarak uygulanan bonding sistemin mikrogerilme bağlanma dayanımları karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: En yüksek bağlanma dayanım değeri Single Bond Universal kullanılan sağlam mine yüzeyli grupta çıkarken en düşük değerler Single Bond 2 ‘nin kullanıldığı erozyonlu grupta görülmüştür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen sonuçlara göre erozyona uğramış dişlerde mikro gerilme bağlanma değerleri istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük çıkmıştır
INTRODUCTION: Dental erosion is loss of hard tissues on tooth surface with an irreversibl, non-carious lesion. Main ethiological factor of this hard tissue loss is extrinsic and intrinsic acids. Not only the enamel but also the other hard tissues of tooth can be dissolved by these acids. This dissolution process is also effect the bonding of restoration materials to the tooth structures. During the treatment procedures, different restoration materials can be used as an alternative approach. In this study, microtensile bond strength of different universal bonding systems on eroded and sound enamel tissue is evaluated.
METHODS: Orange juice was used to make artificial erosion lesions on two groups. A universal bonding system and a total-etch system were used to evaluate the microtensile bond strength on both eroded and sound enamel.
RESULTS: While, the highest microtensile bond values are obtained in Single Bond Universal used on sound enamel group. In the Single Bond 2 used eroded enamel group has shown the lowest bonding values.
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to the results, the microtensile bond strength values of bonding systems on eroded enamel surface is statistically less then sound enamel.

2.
Travmatik diş yaralanmalarında acil durum yönetimi konusunda ilkokul öğretmenlerinin bilgi düzeyleri ve tutumlarının belirlenmesi ve öğretmenlere verilen öğretici broşürün etkisinin değerlendirilmesi
Determining the level of knowledge and attitudes of elementary school teachers in emergency management of traumatic dental injuries and evaluation of the effect of educational leaflet for teachers
İbrahim Şimşek, Buket Ayna, Ersin Uysal
doi: 10.5505/yeditepe.2017.30922  Sayfalar 11 - 19 (132 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Diyarbakır ilinde görev yapan ilkokul öğretmenlerinin travmatik diş yaralanmaları (TDY) karşısındaki tutumlarının ve kişisel tecrübelerinin değerlendirilmesi, bilgi düzeylerinin ölçülmesi ve hazırlanan öğretici broşürlerle, öğretmenlere diş yaralanmalarının ardından yapacakları ilk müdahalelerle dişin iyileşme sürecine katkı sağlayabilecekleri bilincinin yerleştirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza Diyarbakır il merkezindeki 34 ilkokulda görev yapmakta olan 1224 ilkokul öğretmeni dahil edilmiştir. Katılımcı öğretmenlere dört bölümden oluşan TDY konusunda sorular içeren anket formaları dağıtılıp cevaplamaları istenmiştir. Anket sorularının cevaplanması bittikten sonra öğretmenlerin konu hakkındaki bilgi seviyesini arttırmak amacıyla hazırladığımız öğretici broşürler teslim edilmiş ve iki hafta sonra öğretmenlerin aynı anket sorularını tekrar cevaplamaları sağlanmıştır.
BULGULAR: Öğretmenlere yöneltilen anket sonucunda 1. bölümde katılımcı öğretmenlerin kişisel bilgileri değerlendirilmiştir. Cinsiyetin, yaşın ve meslekte hizmet süresinin bilgi düzeyini etkilediği görülmüştür. Bilgi düzeyinin uygulanan öğretici broşürün etkisi ile her parametrede anlamlı bir şekilde arttığı tespit edilmiştir. İkinci bölümde öğretmenlerin TDY karşısındaki tutumları değerlendirilmek istenmiş ve öğretici broşürlerin etkisi ile alınan cevaplarda anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Kişisel tecrübe ve kendini değerlendirme başlıklı 3. bölümde öğretmenlerin %60’ı daha önce diş yaralanması gördüğünü belirtmiştir ve görülen bu yaralanmaların %36,7’sinin küçük bir kırık olduğu öğrenilmiştir. Katılımcı öğretmenlerin %48,6’sı TDY sonrası ilk başvuracakları birimi “Diş hastanesi” cevabı ile belirtmişlerdir. TDY’deki bilgi düzeyini ölçmeyi amaçlayan 4. bölümde ise öğretici broşürlerin etkisi ile tüm vaka değerlendirmelerinde bilgi düzeyinde anlamlı bir artış gözlemlenirken sadece süt dişi avülsiyonuna yönelik yöneltilen soru için anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde elde edilen veriler Diyarbakır’daki ilkokul öğretmenlerinin TDY konusundaki bilgi düzeylerinin hazırlanan broşürler öncesinde yeterli olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte öğretici broşürlerin etkisi ile elde edilen sonuçlar ümit vericidir.
INTRODUCTION: Evaluation of the personal experience and attitudes of primary school teachers who served in Diyarbakır at traumatic dental injuries, to measure the level of knowledge, to impose consciousness of contribution to healing process with first-aid at dental injuries to teachers by prepared informative brochures.
METHODS: In our study we included 1224 primary school teachers who are working at 34 schools in Diyarbakır. First of all the purpose of study was told to the participant teachers. After that survey form about traumatic dental injuries distrubited to all of them and wanted to get answer to their survey forms. After finish their survey forms answers, to increase level of knowledge about this subject, the brochures were delievered to teachers and wanted to get answers the same survey forms two weeks later.
RESULTS: At the first part of survey participant teachers answered about their personal informations. Sex, age and time at the service has been shown to affect the level of knowledge. However, the effect of each parameter with applied tutorial leaflet has also been found to be increased in a meaningful way. In the second part the attitudes of teachers traumatic tooth injuries were evaluated and Tutorial on the responses received to the effect of the leaflet was found to be a significant difference. Personal experience and self-evaluation in the third chapter titled of teachers stated that 60% of dental injuries seen before. In response to the question of the type of injury most questionable with a rate of 36.7% “It was a small fracture”. Participant teachers %48,6 will apply for the first unit after a traumatic dental injury "Dental hospital" stated the answer. At the 4th part, In all cases a significant increase in knowledge instructive assessment of the effects observed when leaflets were not observed a significant difference to the questions posed for milk tooth avulsion.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The data obtained when evaluating the results of the study before prepared brouchers of knowledge on dental trauma primary school teachers in Diyarbakir shows that is not enough. However the results obtained by the effect of the informative brochure are promising.

3.
Damak yarığı hastalarında fossa navicularis görülme sıklığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Prevalence of fossa navicularis among cleft palate patients detected by cone beam computed tomography
Nilüfer Ersan
doi: 10.5505/yeditepe.2017.87597  Sayfalar 21 - 23 (103 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Fossa navicularis, radyografik olarak klivusun inferior tarafında bir kemik kavitesi şeklinde gözlenen anatomik bir varyasyondur. Daha önceki çalışmalarda fossa navicularisin görülme sıklığının ender olduğu ortaya konmuş olsa da damak yarığı olan hastalardaki görülme sıklığı ile ilgili daha önce yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada amaç, damak yarığı olan hastalarda fossa navicularis görülme sıklığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Herhangi bir sendromu olmayan ve damak yarığı bulunan 45 hastaya ait KIBT görüntüleri bu çalışmaya dahil edilmiştir. KIBT görüntüleri üzerinde sagital düzlemde fossa navicularis varlığı belirlenmiştir. Ayrıca bu hastalara ait yaş ve cinsiyet bilgileri kaydedilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 45 hastanın 20’si (44.4%) kadın, 25’i (55.6%) erkektir. Yaşları 10 - <40 arasında değişen hastaların ortalama yaşı 18.5±7.6 olarak bulunmuştur. Hastaların 13’ünde (28.8%) fossa navicularis varlığı belirlenmiştir. Fossa navicularis gözlenen hastalardan 4’ü (8.9%) kadın iken, 9’u erkektir (20%). Yaşları 10-33 arasında değişen bu hastalarda ortalama yaş 22.4±8.2 olarak bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Damak yarığı olan hastalarda fossa navicularis görülme sıklığı, damak yarığı bulunmayan hastalar üzerinde yapılan daha önceki çalışmalarda rapor edildiğinden daha fazla bulunmuştur.
INTRODUCTION: Fossa navicularis is an anatomic variation, radiographically demonstrating as a bony, notch-like dehiscence on the inferior aspect of the clivus. Even though, the prevalence of fossa navicularis was reported to be rare, there are no previous studies reporting the prevalence of fossa navicularis among cleft palate patients. The objective of this study is to determine the prevalence of fossa navicularis among cleft palate patients using cone beam computed tomography (CBCT).
METHODS: The study group consisted of nonsyndromic 45 cleft patients having a CBCT scan. On CBCT images, the presence of fossa navicularis was detected on sagittal plane. Age and gender of the patients were also recorded.
RESULTS: Among 45 patients, 20 (44.4%) were female, whereas 25 (55.6%) were male. Mean age of the patients, with an age range of 10 - <40, was found as 18.5±7.6. Fossa navicularis was identified in 13 cleft patients (28.8%). Among these patients, 4 were female (8.9%), whereas 9 were male (20%), and their age ranged between 10 and 33 (mean age: 22.4±8.2).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The prevalence of fossa navicularis in cleft palate patients was found to be higher than previously reported in noncleft patients.

4.
Farklı içeceklerin yumuşak astar maddelerinde sertlik ve yüzey pürüzlülük üzerine etkisi
Effect of different beverages on the hardness and surface roughness of soft denture lining materials
Faik Tuğut, Mehmet Emre Coşkun, Hakan Akın
doi: 10.5505/yeditepe.2017.47965  Sayfalar 25 - 28 (115 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Farklı içeceklerin yumuşak astar maddesi üzerinde sertlik ve yüzey pürüzlülüğünün etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada 80 tane silindir şeklinde yumuşak astar örnekleri hazırlandı. Örneklerin yarısı 3 dakika boyunca izobutil metakrilat (iBMA) içerisinde bekletildi. Daha sonra örnekler farklı içeceklere göre dört farklı alt gruba ayrıldı; su (kontrol grup), kola, soda ve portakal suyu. Örneklerin yüzey pürüzlülük ve sertliğinin değerlendirilmesi 24 saat ve 30 gün bekletildikten sonra yapıldı. Elde edilen veriler varyans analizi, Tukey’s testi ile değerlendirildi (α=0.05).
BULGULAR: Tüm gruplarda, hem 24 saat hem de 30 gün sonrasında pürüzlülük ve sertlik değerleri arasında farklılık önemli bulundu (p<0.05). En yüksek yüzey pürüzlülük ve sertlik değerleri soda grubunda görülürken, iBMA ve bekletme sürelerine bakılmaksızın su grubundaki örnekler en düşük pürüzlülük ve sertlik değerlerinde olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Devamlı tüketilen içecekler yumuşak astarlarda fiziksel değişimlere neden olur.
INTRODUCTION: The effect of different kind of drinks is to investigate on hardness and surface roughness of soft lining material.
METHODS: Eighty cylindrical soft liner specimens were produced for this study. Half of them were immersed in isobutyl methacrylate (iBMA) for 3 min. Specimens were then divided into four subgroups according to different beverages; water (control group), cola, soda, and orange juice. Surface roughness and hardness evaluation of the specimens were performed after 24 hours and 30 days of immersion. The obtained data were evaluated by analysis of variance followed by Tukey’s test (α=0.05).
RESULTS: In all groups, roughness and hardness values showed significant differences after both 24 hours and 30 days (p<0.05). The highest surface roughness and hardness values were detected in soda group of specimens, whereas water group of specimens were exhibited the lowest roughness and hardness values regardless of immersion time and iBMA.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Beverage as a habitual nutrition cause physical changes of dental soft liners.

5.
Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerindeki diş hekimliği fakültelerinde anatomi eğitimine dair karşılaştırmalı bir İnceleme
An investigation on the anatomy education at dental faculties in European and North American universities
Alican Pamay, Mete Büyükertan, Hüseyin Avni Balcıoğlu
doi: 10.5505/yeditepe.2017.44154  Sayfalar 29 - 33 (104 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Eğitimi son birkaç yüzyıla kadar genel tıp eğitimi içinde olan diş hekimliği bilimleri, kurumsal ve yerleşik bir yapıyı genel tıp disiplinlerinin geleneğinden faydalanarak kurmuştur. Takip eden dönemlerde özel ve özgün bir tıbbi disiplin olarak diş hekimliği, teorik ve uygulama alanlarının bilimsel parametrelerini belirlemiş, alt dallarının yapılanmasını oluşturmuş ve bağımsız bilimsel çerçevesini inter/multi disipliner bir düzlemde güncel tıp ve teknolojiye paralel olarak bilimsel dolaşımdaki yerini genişletmiştir. Temel tıp bilimlerin ve primer tıbbi uygulamaların yanı sıra, ağırlıklı olarak, ağız içi tedavi ve ağız cerrahisi, diş hekimliği bilimlerinin müfredatının sınırlarını çizer.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu makalede, teknolojide olduğu gibi eğitimde de öncü olan Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerindeki diş hekimliği fakültelerindeki anatomi eğitiminin ülkemizle de karşılaştırılarak analizinin yapılması amacıyla söz konusu ülkelerdeki anatomi bölümlerine, içeriğinde her bir bölümün yapılanmasından, ders saatlerine değin, ilgili fakültedeki anatomi eğitim ve öğretiminin detaylarının cevaplanacağı soruları içeren bir anket e-posta ile gönderildi.
BULGULAR: Gelen cevapların değerlendirmesiyle birlikte anatomi eğitiminin genel bir eğitim öğretim değerlendirilmesi yapıldı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, kendi dinamiklerimizle, kendi eğitim-öğretim birikimimizle ve yetişmiş eğitim-öğretim kadromuzla belirlenecek ancak bu örneklerin ışığında geliştirilecek bir model, Türk diş hekimliği fakültelerindeki eğitim için ideal müfredatı oluşturabilir.
INTRODUCTION: As one of the core disciplines of medicine, dental education is built on long lasting tradition of medical science. Therefore, curriculums of many dentistry schools in the world contain similarities with each other. Courses covering fundamentals of medicine and primary medical applications, as well as dental surgery and dental treatments are main cornerstones of dental programs. On top of that, despite some minor differences, core anatomy courses are identical in terms of content, curriculum and applications for dental and medicine disciplines. As one of the minor differences mentioned before, dental schools have to prioritize head and neck anatomy in comparison with medical schools.
METHODS: This study questions the topic for dental schools in Europe and North America compared to schools in Turkey. For this purpose, a survey is prepared to evaluate dental programs in terms of organizational structure in the department, contents for available courses at the faculty and shared with dental schools in the world.
RESULTS: A study is conducted to summarize the results of the survey.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a conclusion, an ideal curriculum for dental faculties in Turkey should be based on its own background, experiences and created by its own academic staff.

DERLEME
6.
Ponticulus Posticus: Radyolojik bir bulgu olarak bir diş hekimi için önemli midir?
Ponticulus Posticus: Is It Important for a Dentist as an Radiological Finding?
Melek Taşsöker, Sevgi Özcan
doi: 10.5505/yeditepe.2017.36844  Sayfalar 35 - 41 (107 kere görüntülendi)
Atlas omurundaki gelişimsel anomaliler sadece anatomistlerin değil, morfolojideki farklılığın kliniğe yansımasının bilincinde olması gereken klinisyenlerin, radyologların ve cerrahların da ilgi alanıdır. Diş hekimleri, nedeni açıklanamayan baş ve boyun ağrısı, görme rahatsızlıkları, konuşma ve yutma problemleri, vertigo, vasküler problemler, vertebral arter ve suboksipital sinirin sıkışması ile ilgili semptomlarla ilişkili olabileceğinden, bu durumların varlığında PP’yi dikkatlice incelemelidirler. Bu yazının amacı, diş hekimlerini, özellikle oral ve maksillofasiyal radyologları ve ortodontistleri, doğrudan servikal omur anomalilerinin tedavileri ile ilgili olmasalar da, servikal omurları inceleme ve normal anatomiden ayrılan farklılıklarını saptama konusunda duyarlı hale getirmektir.
Developmental anomalies of the atlas are of interest not only to anatomists but also clinicans, radiologists, surgeons, who should be aware of their distinct morphological manifestations as well as correlated clinical expressions. Dentists should look carefully for PP because these abnormalities may be related to otherwise unexplainable head and neck pain, visual disturbances, problems with speech and swallowing, vertigo, vascular problems and other symptoms related to compression of the vertebral artery and suboccipital nerve. The aim of this paper, although the dentists especially oral and maxillofacial radiologists and orthodontists are not directly concerned with the management of cervical spine anomalies to sensitize them to realize the cervical spine and be equipped to identify differences from normal anatomy.

7.
Temporomandibular eklem bozuklukları ve teşhisi
Temporomandibular joint disorders and diagnosis
Mehmet Yaltırık, Alen Palancıoğlu, Meltem Koray, Cevat Tuğrul Turgut
doi: 10.5505/yeditepe.2017.07078  Sayfalar 43 - 50 (153 kere görüntülendi)
Temporomandibular Eklem (TME) hareketleri günlük hayatta çok önemli bir yere sahiptir. Temporomandibular Eklem rahatsızlıkları internal disk düzensizliklerinden osteoartrite kadar değişik seviyelerde olabilir. Sinovyal bir eklem olan TME’nin uzun dönem sağlığı, artiküler yüzeylerdeki stresi kontrol eden mekanizmaların etkinliğine bağlıdır. Yaşlanma sonucu bütün organizmada morfolojik ve fonksiyonel değişiklikler görülürken TME ağrılı yada ağrısız disk deplasmanı ve açık yada kapalı kilitlenmenin görülme sıklığı artar. Temporomandibular eklem hastalıkları sıklıkla karşılaşılan ve toplumun yaklaşık % 28’inde temporomandibular rahatsızlıkları mevcuttur. Bunların % 14’ünde mandibula hareketlerinde kısıtlanma ve ancak % 1’inde ciddi semptomlar mevcuttur. Travma en sık görülen sebeptir. Temporomandibular rahatsızlıkları ile ilgili pek çok sınıflandırma yapılmıştır. Bell (1982) tarafından geliştirilen ve Okeson (1998) tarafından modifiye edilen sınıflandırma ile Wilkes’in (1989) oluşturduğu sınıflandırma sistemi günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Temporomandibular rahatsızlıklarının teşhis edilmesinde iyi bir klinik muayene şarttır. Muayene şu aşamalarda yapılabilir: Anamnez, fiziksel muayene; TME muayenesi; kasların muayenesi, ağız içinin, dişlerin ve kulak burun boğaz muayenesi, laboratuvar testleri, radyolojik muayene. Radyolojik muayenede ise TME’nin görüntülenmesinde radyografi teknikleri, ktomografi, bilgisayarlı tomografi, komputerize tomografi, manyetik rezonans görüntüleme (MRG), ultrasonografi, artrografi ve artroskopi teknikleri kullanılmaktadır.
Temporomandibular Joint (TMJ) movements have a very important role in daily life. Temporomandibular disorders (TMD) can range from internal disc disorders to osteoarthritis. The long-term health of TMJ, a synovial joint, depends on the effectiveness of the mechanisms to control stress on articular surfaces. While the morphological and functional changes are observed in the whole organism as a result of aging, TMJ painless disc displacement and the incidence of occlusion in open field increase. Diseases of the temporomandibular joints and peripheral structures are frequently encountered. Studies have shown that the population has temporomandibular disease resulting in the temporomandibular joint and chewing muscles about 28% of the descent. 14% of them have limitation of mandibular movements and only 1% have serious symptoms. Trauma is probably the most common cause. Many classifications of temporomandibular disorders have been made. The classification system developed by Bell (1982) and modified by Okeson (1998) and the classification system created by Wilkes (1989) are widely used today. A well-informed clinical examination is essential when diagnosing temporomandibular disorders. The examination can be done at the following stages: history, physical examination; TMJ examination; Examination of muscles, examination of mouth and teeth, examination of ear, nose and throat, laboratory tests, radiological examination. Radiography techniques, tomography, computed tomography, cone beam computed tomography, magnetic resonance imaging (MRI), ultrasonography, arthrography and arthroscopy techniques are used for imaging of TMJ in radiological examinations.

OLGU RAPORU
8.
Lateral sinus yükseltme komplikasyonu olarak oluşan inatçı oroantral fistülün nazoseptal kıkırdak ile kapatılması: Bir olgu sunumu
Closure of a persistant oroantral fistula with nasoseptal cartilage as a complication of lateral sinus lifting: A case report
Gökhan Gürler, Emrah Dilaver, Erkan Soylu, Tuba Develi, Çağrı Delilbaşı
doi: 10.5505/yeditepe.2017.43434  Sayfalar 51 - 54 (127 kere görüntülendi)
Oroantral fistül, posterior maksillada diş çekimi, enfeksiyon veya cerrahi işlemlere bağlı olarak gelişebilir. Oroantral fistülün kapatılmasına yönelik pek çok cerrahi teknik tanımlanmıştır. Bütün bu tekniklerin kendine özgü avantaj ve dezavantajları vardır. Bu olguda raporunda lateral sinüs yükseltme işlemine bağlı gelişen oroantral fistül sunulmuştur. Geleneksel cerrahi yöntemlerle (bukkal ilerletme flebi, palatal flep, Bichat bukkal yağ dokusu) kapatılamayan defekt, son olarak otojen septal kıkırdak grefti uygulanarak başarıyla kapatılabilmiştir.
Oroantral fistula may develop due to tooth extraction, infection or surgical interventions in the posterior maxilla. Several surgical techniques have been described for oroantral fistula closure. All these techniques have different advantages and disadvantages. This report presents an oroantral fistula case which occurred following lateral sinus lifting procedure. Traditional surgical techniques (buccal advancement flap, palatal flap, and Bichat’s buccal fat pad) were performed to close the oroantral fistula, but could not to be managed. Finally, closure was succeeded with septal cartilage graft placed over the bony defect.

9.
Artrosentez işleminde iki farklı anestezi tekniğinin kullanımı: olgu serisi
Using different anaesthesia techniques during arthrocentesis: case series
Yusuf Emes, Itır Şebnem Bilici, Büket Aybar, Anıl Cesur, Uğur Aga, Melike Ordulu Sübay, Halim İşsever, Serhat Yalçın
doi: 10.5505/yeditepe.2017.46220  Sayfalar 55 - 57 (102 kere görüntülendi)
Internal derangement of the temporomandibular joint (TMJ) can be defined as a disorder of the intracapsular components of the joint, which is originated by displacement of the disc from its normal functional relationship with the condyle of the mandible and the temporal bones articular fossa. The most common symptoms of temporomandibular joint internal derangement vary from simple joint sounds to locking and pain. The aim of this case series is to evaluate the effects of Gow-Gates anaesthesia technique, which blocks the auriculotemporal nerve, in combination with an intracapsular local anaesthetic injection, on patient comfort during artrocenthesis. 24 patients had arthrocentesis due to temporomandibular disorder complaints. We suggest that further studies might give more information about the patient comfort during artrocenthesis. Internal derangement of the temporomandibular joint (TMJ) the most common form of temporomandibular disorders. It affects patient’s daily life with pain, dysfunction, joint sounds, and even aural symptoms.
Internal derangement of the temporomandibular joint (TMJ) can be defined as a disorder of the intracapsular components of the joint, which is originated by displacement of the disc from its normal functional relationship with the condyle of the mandible and the temporal bones articular fossa. The most common symptoms of temporomandibular joint internal derangement vary from simple joint sounds to locking and pain. The aim of this case series is to evaluate the effects of Gow-Gates anaesthesia technique, which blocks the auriculotemporal nerve, in combination with an intracapsular local anaesthetic injection, on patient comfort during artrocenthesis. 24 patients had arthrocentesis due to temporomandibular disorder complaints. We suggest that further studies might give more information about the patient comfort during artrocenthesis. Internal derangement of the temporomandibular joint (TMJ) the most common form of temporomandibular disorders. It affects patient’s daily life with pain, dysfunction, joint sounds, and even aural symptoms.

10.
Odontojen keratokist nedeniyle hemimandibulektomi yapılan hastada oluşan defektin kondil başlı rekonstrüksiyon plağı ile onarılması: Bir olgu sunumu
Reconstruction with condylar reconstruction plate of the defect after hemimandibulectomy due to odontogenic keratocyst: A case report
Şeyma Alla, Selim Aydın Gümüşdal, Erol Cansız, Mehmet Ali Erdem, Sabri Cemil İşler
doi: 10.5505/yeditepe.2017.44127  Sayfalar 59 - 62 (82 kere görüntülendi)
Keratokistik odontojen tümörler, iyi huylu gelişimsel çene tümörlerinden olup odontojenik keratokist olarak da bilinirler. Bu lezyonlar lokal agresif özellikte olup nüks etme potansiyeli de yüksektir. Tedavileri küretaj, enükleasyon ve marsüpyalizasyon/dekompresyon gibi konservatif yöntemlerden periferal ostektomi, kimyasal koterizasyon, kriyoterapi ve rezeksiyon gibi radikal yöntemlere değişiklik gösterir. Biz bu çalışmamızda hemimandibulektomi sonrası kondil başlı rekonstrüksiyon plağı ile restore edilen bir keratokistik odontojen tümör olgusunu sunduk.
Keratocystic odontogenic tumors, benign developmental jaw tumors are also known as odontogenic keratocysts. These lesions are locally aggressive and have a high recurrence potential. Treatment methods vary from conservative methods such as curettage, enucleation, and marsupialization / decompression to radical methods such as peripheral osteotomy, chemical cauterization, cryotherapy, and resection. In this study, we presented a case of a keratocystic odontogenic tumor restored with condylar reconstruction plate after hemimandibulectomy.



LookUs & Online Makale